2003 sonu itibariyle ekonomik konjonktürü inceleyen dizinin sonuna geldik. Düzelmenin kökeninde spekülasyon olmadığını söyledik. Toparlanma kalıcıdır dedik. İktisat politikalarından ya da dış açıktan kaynaklanabilecek ekonomik risklerin küçük olduğunu belirttik. Geriye kalıyor siyasi riskler. Türkiye'de ekonominin diğer ülkelere kıyasla siyasi çalkantılara karşı daha duyarlı olduğu görüşü yaygındır. Şubat 2001 ve Haziran 2002'de yaşananlar toplumun müşterek hafızasında derin izler bırakmıştır. Siyasi riskleri değerlendirirken iki farklı sürece bakılmalıdır. Biri, oluşabilecek siyasi istikrarsızlığın analizidir. Diğeri ise ekonominin bunlar karşısındaki kırılganlık derecesinin saptanmasıdır.
Siyasetin eğilimi
Yakın dönemde siyasi istikrarsızlık 1987'de yasakları kaldıran referandumla başladı. 1992 seçimleri ile zayıf koalisyon hükümetleri geldi. 1996'da Erbakan'ın başbakan olması ile tepe noktasına ulaştı. 1998'den itibaren siyaset toparlanma yoluna girdi. Örneğin 1999 seçimlerinden istikrarlı bir koalisyon hükümeti çıktı. Bütün sorunlara rağmen enflasyonla mücadele programı devreye sokuldu. Krize rağmen yürütüldü. 2002 seçimleri ise Türkiye'ye güçlü bir tek parti iktidarı getirdi. Bu eğilim bize çok önemli ipuçları veriyor. Vatandaş, Meclis ve hükümet ekseninde, yani demokratik siyasi sürecin kendi içinde istikran
sağlamıştır. Dolayısı ile ancak demokratik sisteme dışarıdan müdahale ile bozulabilir. AB karşıtı kesimler böyle bir müdahalenin doğal aktörleridir. Bir yolu AKP'nin islami kökenlerinden yararlanmak için laiklik çatışması çıkarmaktır. Diğeri Irak'taki gelişmeleri kullanmaktır. Üniversite reformu, Irak'a asker yollama ve Kıbrıs'ı çözme çabalarına karşı tepkileri bu bağlamda analiz etmek gerekmektedir. Soruyu açıkça soralım. Yakın gelecekte Türkiye'de demokrasiyi rayından çıkartabilecek iç ve dış dinamikler var mıdır? Bu soruya "yok denecek kadar azdır" cevabını veriyoruz. Siyasette istikrar eğiliminin hakim olacağını öngörüyoruz.
Kırılganlık azalıyor
Gelelim ekonominin siyasi olaylara tepkisine. Örneğin 2001'de ekonomi çok kırılgandı. Şubat'ta Ecevit-Sezer kavgası kur çapasını bitirdi. Haziran'da Derviş-Öksöz gerginliği kur ve faizi gökyüzüne yolladı. Arada ne kadar yol alındığının kanıtını Mart 2003'te tezkerenin reddi ve Irak'ta savaş çıkması sırasında gördük. Kur ve faizdeki hareket hem çok küçük hem de kısa süreli oldu. Yakın tarihin en büyük olayından ekonomi neredeyse etkilenmedi. Eylül sonu itibariyle, bırakın 2001 yada 2002'yi, Mayıs 2003'e kıyasla bile daha ekonomi çok daha sağlıklıdır. Türkiye ekonomisi normalleşme yolunda devasa adımlar atmıştır. Normal ekonomilerde siyasi istikrarsızlık ekonomik çalkantıya dönüşmez.
Siyasi riskler
2003 sonu itibariyle ekonomik
Haberin Devamı

