Son günlerde olup bitenlerin taşıdığı önemli bir mesaja işaret etmek istiyorum. Gene bardağın dolu yanına bakacağım. Adım nasıl olsa iyimsere çıkmış. Türkiye'de her şey daima kötüye gitmiyor diyeceğim.
Önce olguları kısaca gözden geçirelim. AKP seçim kampanyasını iyi bilinen popülist söyleme oturtmadı. Genelde ekonomik programı ve AB üyeliğini savundu. Ne var ki, eski alışkanlıklar kolay kaybolmuyor. AKP de bir miktar seçim vaadinde bulundu.
AKP'yi esas itibariye tepki oyları iktidara taşıdı. Oy verenlerin yeni hükümetten kısa vadeli beklentileri vardı. Her seçilmiş siyasetçi kendisine oy verenlerin günlük yaşamında hemen bir iyileşme sağlamayı çok önemser.
Üstüne, AKP'nin içinde ve çevresinde çok sayıda su katılmamış popülist yer alıyor. Kimisi enflasyonu bırakın, büyüme için para basın diyor. Diğeri vergi affından gelecek hayali 10 ktr.TLyi peşinen harcatıyor.
Ne oldu? Yeni hükümet harcama artırıcı bir dizi tedbir getirdi. İşin bu kısmı eskisi gibi. Fakat sonrası değil. Hemen ardından ek harcama için ek kaynak bulmak zorunda kaldılar. Bir takım vergileri artırdılar.
Yenilik bütçe disiplinidir
Anahtar tarih Aralık 1999'dur. Ecevit hükümeti ilk enflasyonla mücadele programını başlatarak bir dönemi bitirmiştir. Standby anlaşmaları ile birlikte hükümetlerin istedikleri gibi ve kaynak bulmadan harcama yapmaları dönemi sona ermiştir.
Bu konuya geçmişte de değindim, iktisat literatürü bu olayı "sıkı bütçe tahdidi" kavramı ile tanımlar. Anlamı sözcüklerde mündemiçtir. Bütçe dengesi hükümetin iradesi ile değiştirebileceği bir büyüklük olmaktan çıkar. Hükümet de toplumdaki bireyler gibi geliri kadar harcama yapma zorunluluğu ile karşı karşıya kalır.
Türkiye'nin son yirmi hatta otuz yılına damgasını vuran anlayış ise bunun tam tersi olmuştur. Şöyle özetleyebiliriz: Hükümet kamu harcamalarını arzuladığı gibi artırır. Gelirin üstündeki kısmını ya borçlanarak ya da para basarak finanse eder.
Başlangıçta hem borçları azdır hem de enflasyon düşüktür. Hükümet fazla zorlanmadan bütçeyi deler. Ama borçlar ve enflasyon giderek yükselir. Vatandaş kendini korumak için dövize kayar. Bunun üstüne faizler hızla tırmanır.
Sonra? Tasvire ne hacet! Sonrasını 1999'dan bu yana fiilen yaşıyoruz. Birkaç büyük kriz, bankacılık sisteminin çökmesi, ekonominin ciddi şekilde küçülmesi sonucunda zor yoldan hükümetler gelir ve giderleri arasında ekonominin gerektirdiği dengeyi kurmayı öğrenirler.
Harca ama kaynağını bul
Bütçe disiplini hükümetlerin harcamaları artırmalarına engel değildir. Demokratik rejimde, vatandaşın seçtiği iktidar kamu harcamalarının büyüklüğünü ve yapısını tayin etme yetkisine sahiptir. Bu konuda hiçbir tereddüt olmamalıdır.
Yenilik bütçe açığı konusundadır. Hükümet harcamalan artırabilir. Ancak artan harcamanın gerektirdiği kaynağı bulmadan bunu yapamaz. Yani artık her harcama artışı için kamu gelirlerinde de benzer bir artış sağlayacak tedbirleri getirmek zorundadır.
Son olaylar Türkiye'nin bu hayati konuda kritik eşiği aştığını kanıtlamaktadır. AKP hükümeti tüm tersine önerilere rağmen ek harcama için gereken ek kaynağı bulmak zorunluğunu hissetmiştir. Biraz tereddüt etmiştir. Ama filmin sonu iyi bitmiştir. Çok sevindiricidir.
Sıkı bütçe tahdidi işliyor
Son günlerde olup bitenlerin t
Haberin Devamı

