Türkiye'de sefalet edebiyatı bildim bileli iyi prim yapar. Konuşana ve dinleyene göre, "vatandaş inim inim inliyor", "çiftçi ekim yapamaz hale geldi", "sanayici perişan", "esnaf kepenk kapatıyor" vs. çok popülerdir. Dramatik bir ses tonu ve üslup tercih nedenidir. Amaç daima aynıdır. Ağlama, yakarma, tehdit vs. eldeki tüm manevi baskı olanaklarını kullanıp devletten ek kaynak kopartmaktır. Geri plandaki varsayım, devletin vereceği kaynakları başkalarından alacağıdır. Madalyonun öbür yüzünde siyasiler vardır. Vergi gelirlerini birilerine ulufe şeklinde dağıtmanın seçim kazanmak için zorunlu olduğuna inanırlar. Onlar için de kaynak önemsizdir. Siyasetçinin işi vermektir. Gerisi ayrıntıdır. Bütçede gelir yoksa para basılır. Borç alınır. Tercihan ikisi birden yapılır. Bu yöntem kimseyi rahatsız etmez. Çünkü birilerine bir şeyler verilmekte ama sanki kimse karşılığını ödememektedir. En azından o gün öyle durmaktadır.
Koşullar değişince
Başlangıçta enflasyon ve kamu borcu düşüktür. Toplum istedikçe ve siyasetçi verdikçe yavaş yavaş ikisi de sürdürülemez düzeylere tırmanır. Sonra bir gün rüya biter. Hem borcu indirmek hem de enflasyonu düşürmek zorunlu hale gelir. Artık siyasetçi her verdiğini anında birinden almaya mecburdur. Buna iktisat literatüründe "sıkı bütçe tahdidi" dendiğini söylemiştik. Uzun süre almadan vermeye çalışma sonucunda devlet şimdi alıp da vermeme noktasına gelmiştir. Doğallıkla bu yeni durum hemen kavranmaz. Toplum ve siyasetçi hâlâ eski alışkanlıkların etkisindedir. Toplum istemeye devam eder. Siyasetçi de vermeye çalışır. Fevkalâde zor bir öğrenme süreci başlar. Olayı bir örnek üstünde izleyelim. Bir toplum kesiminin hükümeti sıkıntıda olduğu konusunda ikna ettiğini düşünelim. Hükümet o kesime gelir transferi yapmaya karar veriyor. 2 ktr. TL ek kaynak ayınyor. İlk adımda o kesimin geliri 2 ktr. TL artıyor. İlk bakışta gelir dağılımı düzeliyor. Ama süreç orada durmuyor. Hükümet 2 ktr. TL ek kaynak bulmak zorunda. Ne yapacak?
Bir: Bazı vergileri yükseltecek. Ya ek vergileri ödeyenler 2 ktr. TL'nin verildiği kesimden daha kötü durumda ise? O takdirde hükümet daha kötü durumda olandan alıp daha iyi durumda olana verdi. Yani gelir dağılımını bozdu.
İki: Bazı harcamaları kısacak. Ya kısılan harcamadan yararlananlar 2 ktr. TLnin verildiği kesimlerden daha kötü durumda ise? O takdirde hükümet daha kötü durumda olandan kısıp daha iyi durumda olana verdi. Yani gelir dağılımını bozdu.
Popülizm ve gelir dağılımı
Devlet bütçeden yaptığı transferlerle gelir dağılımını düzeltebilir mi? Cevabı iki koşula bağlıdır. Birincisi transferler borç ya da enflasyonla finanse edilmemelidir. Nedenleri bulmak için Türkiye ekonomisinin bugünkü halinde bakmak yeterlidir. İkincisi, vergi ve harcama sistemi etkin ve adil olmalıdır. Kaynak alanların nisbi durumunun kaynağı ödeyenlerden daha iyi olması felâketi başka türlü engellenemez. Vergi ve harcama sistemi yanlış ise transfer sonrası gelir dağılımı transfer öncesi gelir dağılımından daha kötü çıkar. Maalesef yapılan araştırmalar Türkiye'de durumun tam da böyle olduğunu gösteriyor. AKP hükümetinin ucuz popülizmi gelir dağılımını daha da bozmuştur. Ne kadar bozmuştur? Dünya Bankası'nı bile bu haksızlığa isyan ettirecek kadar bozmuştur. Buna popülizmin sefaleti denir.
Popülizmin sefaleti
Türkiye'de sefalet edebiyatı b
Haberin Devamı

