22 Ocak 2001'de Fransız resmi ihracat sigortası şirketi Coface tarafından düzenlenen ülke riski konferansında Türkiye'yi anlattım. Bekleneceği gibi, olağan iyimserliğim konuşmama yansıdı.
Siyasetteki dağınıklığın bittiğini söyledim. Seçimlerde yeni siyasi aktörler (Erdoğan, Derviş) göreceğimizi önerdim. Kriz sonucunda popülizmin seçmen nezdinde cazibesini kaybettiğini iddia ettim. Gündemin ilk maddesi AB'dir dedim.
Konferansı düzenleyen risk yönetimi sorumlusu kahve arasında geldi. Analizi hayali bulmuştu. Türkiye ekonomik ve siyasi açıdan çok zor toparlanacaktı. Krizler popülist eğilimleri azaltmaz, tam tersine artırırdı. Küçük bir gerginlik oldu.
Küçük bir parantez açarak, aynı sunuşta 2002 yılı GSMH büyüme hızını yüzde 5,1 ve yıl sonu TÜFE artışını ise yüzde 37 olarak verdiğimi de ifade etmeliyim. Belki de Fransız yönetici bu sayılara kızmıştı.
Program ve AB
Kamuoyunda seçimle ekonomi arasında kurulan ilişkinin genelde yanlış olduğu kanısındayım. Herkes sonucu şu ya da bu şekilde "tepki oyları" hipotezine bağlıyor. Yani krizin seçmende yarattığı kızgınlığın sandığa yansıdığını öneriyor.
Bu seçimde çok güçlü bir tepkisel boyut olduğuna katılmamak olanaksızdır. Vatandaş gerçekten çok kızgındı. Yaşanan felaketlerden Türkiye'yi yönetenleri sorumlu tutuyordu. Onları tasfiye etmek istiyordu. Bütün bunlar doğrudur.
Ancak, devamı epey karışıktır. Barajı gecen iki partiye bakalım. İkisini birleştiren müşterek tema nedir? Gerek AKP gerek CHP kayıtsız şartsız ekonomik programın sürdürülmesini ve AB üyeliğini savundular.
Gerçek budur. Seçim kampanyası boyunca AKP ve CHP popülist vaatlerden ve IMF-AB karşıtı ucuz sloganlardan özenle kaçındılar. Yüzde 6,5 faiz-dışı bütçe fazlasından, sıkı para politikasından ve AB üyeliğinin gereklerinden hiç taviz vermediler.
Ya seçimde barajın altında kalan partiler? Onlar ne dediler? MHP, DYP, GP ve SP kampanya sırasında mutlaka gerçek dışı vaatleri seslendirdiler. IMF-AB düşmanlığı yolu ile seçmeni tahrik etmeye çalıştılar.
Sonuç bu partiler için hüsran oldu. Ucuz popülizmin ve IMF-AB düşmanlığının seçmen nezdinde onların zannettikleri ve bekledikleri primi yapmadığını biraz geç ve epey pahalı şekilde barajın altına düşerek öğrendiler.
Asimetrik bir duruma da işaret edelim. Programa ve AB'ye karşı çıkmak mutlaka başarısızlık getirdi. Ama başanyı garanti etmedi. ANAP her ikisini de desteklemesine rağmen başarısız oldu. Sorun başka yerde aranmalıdır.
Seçimin gerçek galipleri
Olaya bu açıdan bakınca ilginç bir sonuca ulaşabiliriz. Bu seçimde aslında mağlup olan popülizm ve IMF-AB düşmanlığıdır. AKP-CHP ikilisinin oyların yüzde 54'ünü alması, seçmen çoğunluğunun açık tercihini göstermektedir.
Lafı uzatmayalım. Seçimin gerçek galipleri ortadadır. Bir: Toplum artik popülist yalanlara kanmıyor. İki: Türkiye'nin dünya ile entegrasyonunu istiyor. Popülistlere ve küreselleşme karşıtlarına duyurulur.
Popülizme reddiye
22 Ocak 2001'de Fransız resmi
Haberin Devamı

