Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Para politikası, iç talep ve döviz kuru

Haberin Devamı

Küresel mali krizin dibi bir türlü görülmüyor. Tam ortalık sakinledi derken yeni tehlike işaretleri bir yerde beliriyor. Mali göstergeler tekrar bozuluyor. Bittiği düşünülen kriz yeniden parlayıveriyor.

Reel ekonomi cephesinden de çığ gibi kötü haber akımı sürüyor. Japonya’nın son çeyrekte rekor küçülme yaşaması özellikle önemli. Çünkü bankacılık sistemi krizden en az etkilenen ülkelerden biri. Üstelik cari işlemler fazlası var.

Şu sıralarda bir gözüm hep Çin’de. Küresel düzeltmeye bakışımı daha önce yazmıştım. Resesyonun depresyona dönüşmemesi için Çin’de iç talebin canlı seyretmesini anahtar görüyorum. Halbuki ithalat ihracattan daha hızlı düşüyor. Kötü haberdir.

Başkan Obama’nın resesyonla mücadele paketi kanunlaştı. Ama başarı konusunda ciddi tereddütler var. Ortalığa saçılan paraların dünya ödemeler sisteminde yaratabileceği hasar korkutuyor. Altın fiyatı o nedenle yükselişe geçti.

Bu da “bu kriz başka kriz” söylemini yaygınlaştırıyor. 1989’da “Washington Concensus” kavramının müellifi Williamson “Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın karşılaştığı en ağır şok” diyor (www.voxeu.org/index.php?q=node/3073).

Bu konjonktürün temel farkı

Bugün öğleden sonra Para Politikası Kurulu (PPK) toplanıyor. Faiz kararını akşam öğreneceğiz. Merkez Bankası’nın PPK toplantılarını perşembeleri yapmasından doğrusu memnunum. Karar öncesinde görüşlerimi açıklama fırsatını buluyorum.

Ocak toplantısı günü PPK’yı faiz indirimine teşvik eden bir yazım çıkmıştı. “Gün cesaret günüdür” demiştim. Gecelik faizlerde piyasa beklentisinin dışına çıkan 2 puanlık indirim sevindirdi. Merkez Bankası’nın doğru yolda olduğunu düşündürdü.

O tarihten bu yana gelen veriler reel ekonomide durumun düşünüldüğünden de vahim olduğunu kanıtladı. Sanayi üretimi, elektrik tüketimi, araç satışları, ihracat, ithalat, enflasyon, istihdam vs. hızla düşüyor.

Türkiye açısından bu konjonktürün geçmiş kriz dönemlerinde çok temel bir farkı var. Eskiden iç talep gerilediğinde ekonomiyi ihracat kurtarırdı. Bu kez dış talepte ve dolayısı ile ihracatta keskin düşüşler yaşanıyor.

Türkiye’nin küresel resesyonla ilgili yapabileceği bir şey yoktur. Buna karşılık iç talepteki tehlikeli erimeyi durduracak iktisat politikaları uygulama gücü vardır. Bu opsiyonu mutlaka kullanmalıdır. Öncelikle faizi hızla indirmelidir.

Döviz kuru korkusu

Gerçekçi olalım. İç talep çökmüştür. Dayanıklı mallar, konut, yatırımlar vs. hepsi kötüdür. Faiz indirimi ile iç talebin enflasyonu tekrar azdıracak düzeylere tırmanması riski sıfırdır. Büyük indirimler olsa olsa iç talepte gerilemeyi yavaşlatır. O kadar.

O zaman risk nerededir? Bir kesimin cevabı biliniyor. Riski döviz kurunda görüyorlar. Yüksek faize gelen sermayenin kaçması ile TL’nin değer kaybetmesinden korkuyorlar. Aman faizi indirme diyorlar.

Merkez Bankası hangi yolu seçecek? İç talebi canlandırmayı mı? Döviz kurunu korumayı mı? Bugün alınacak karar bize Merkez Bankası’nın tercihini gösterecektir. Kendi tavrımı da açıklamak istiyorum. Doğrusu bugün asgari 2 puan indirimdir.

DİĞER YENİ YAZILAR