Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Milton Friedman

Milton Friedman adını ilk kez 1963 yazında duydum. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine bir yıl önce girmiştim. Birinci sınıfı ikmale kalmadan geçtim. Temmuz başında Norveç Merkez Bankası’nda iki aylık AIESEC stajına gittim. Türkiye sol düşünce ve eylemle tanıştığı günlerdi.

Haberin Devamı

Milton Friedman adını ilk kez 1963 yazında duydum. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine bir yıl önce girmiştim. Birinci sınıfı ikmale kalmadan geçtim. Temmuz başında Norveç Merkez Bankası’nda iki aylık AIESEC stajına gittim. Türkiye sol düşünce ve eylemle tanıştığı günlerdi. Türkiye İşçi Partisi aydın kesimde önemli bir ilgi odağı olmuştu. Yön Dergisi okunuyordu. Talat Aydemir’in başarısız darbeleri yeni atlatılmıştı.

Siyasi gelişmeler ekonomiye bakışı da etkilemişti. Devletleştirme, merkezi planlama, emperyalizm, korumacılık, velhasıl marksizmin ve sosyalizmin “büyük sorunları” konuşuluyordu. Para ve maliye politikaları çok küçümseniyordu. Oslo’da hava çok farklı idi. Norges Bank iktisatçıları bütçe açığını, faiz haddini, para arzını ve döviz kurunu çok önemsiyorlardı. Sürekli iki iktisatçıya referans veriyorlardı: Keynes ve Friedman. İlkini biliyordum. İkincisini ilk kez duyuyordum.

Monetarizmin babası
İktisatçılar arasındaki ayrışmanın siyasi bir boyutu olduğunu çabuk kavradım. İktidardaki sosyal demokratlar Keynes’i tutuyordu. Muhalefetteki muhafazakarlar ise Friedman’ı benimsiyordu.

Analizlerin iktisadi kısmı beni aşıyordu. Ama iki teorinin siyasi sonuçları çok belirgindi. Keynes piyasayı eleştiriyor ve devleti savunuyordu. Friedman ise piyasayı savunuyor ve devleti eleştiriyordu.

Hikayenin geçmişini hatırlatalım. 1930’larda yaşanan Büyük Buhran piyasa sistemine güveni ciddi şekilde sarsmıştı. Tekrarlanabileceği korkusu yaygındı. Makroiktisat doğdu. Devleti büyüten Keynesci iktisat politikaları moda oldu.

Friedman’ın Keynescilere karşı çıkışı 1950’lerin başına gidiyor. Çünkü konjonktür sorunlarına maliye politikası ile müdahale edilmesini sevmiyor. Devlete keyfi yetkiler tanındığını düşünüyor.

Onun yerine kurala bağlanmış bir para politikası öneriyor. Yani para politikasında da devletin yetkisini kısıtlamaya çalışıyor. Geliştirdiği çerçeve “monetarizm” adı veriliyor.

Para çok önemlidir
1970’lerin ikinci yarısına geçen dönem Keynesciliğin altın çağıdır. ABD’de akademik çevrenin kesin hakimi Keynescilerdir. İktisat politikası da büyük ölçüde onlardan sorulmaktadır. Friedman ve “monetarizm” marjinaldir. 1970’lerin ikinci yarısında yükselmeye başlayan enflasyon bu manzarayı değiştirdi. Keynesci teoride Merkez Bankasına ve para politikasına çok az yer vardı. Halbuki enflasyonla mücadelenin baş aktörleri onlardı.

Piyasa ekonomisinde para ve para politikası hayati öneme sahiptir. Bunu herkesten önce bunu kavraması Milton Friedman’ı 20.inci yüzyıl makroiktisadına damgasını vuran iki iktisatçıdan biri (diğeri Keynes) yaptı. Toprağı bol olsun.

DİĞER YENİ YAZILAR