Yılbaşı döneminde ekonomik konjonktürle ilgili konular öne geçiyor. Çıkan yılı değerlendiriyoruz. Tahminlerimizin ne ölçüde tuttuğuna bakıyoruz. Yeni yıl beklentilerini açıklıyoruz. O arada, önemli bile olsa, diğer gelişmeler ihmal ediliyor.
Örneğin Kıbrıs'ta fevkalâde önemli bir seçim yapıldı. Türkiye'de olduğu gibi, Kıbrıs'ta da seçmen değişimi destekledi. Yeni bir hükümet kuruldu. Uzun süredir iktidarda olan parti muhalefete geçti.
Böylece Annan planı temelinde bir çözüm arayışı tekrar gündeme geldi. Erdoğan hükümeti müzakelerin başlamasından yana olduğunu başından beri ifade ediyordu. Bir hafta on gün içinde Kıbrıs'ta belirsizliğin ortadan kalkacağını söyleyebiliriz.
Kıbrıs sorununda tavrımı daha önce defalarca açıkladım. Annan planı Türkiye için önemli bir fırsattır. Çözüme karşı çıkanların güncel hedefi AB üyeliğini engellemektir. Türkiye'yi batıdan kopartıp bir dikta rejimi kurmayı hayal ettikleri de sezilmektedir.
Kriz senaryoları
Hayati siyasi çıkarsamaları olan bir sorunun tartışılmasına ekonomik boyutun da katılması şaşırtıcı değildir. Derhal akla gelen soru, Türkiye'nin bir kere daha Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü tercih etmesinin ekonomik konjonktürü nasıl etkileyeceğidir.
AB yanlısı kesimlerce üretilen senaryo şu şekilde özetlenebilir.
Mayıs'ta Kıbrıs'ın AB üyeliği tamamlandıktan sonra AB Türkiye'ye yıl sonunda müzakere tarihi vermekten vazgeçer. Hatta üyelik sürecini tümü ile askıya alır.
Bu siyasi şok üç yıl boyunca fakirleşme, artan işsizlik, yüksek faiz-dışı fazla, vs. pahasına tesis edilen güven ortamına bomba gibi düşer. Beklentiler bozulur. Döviz kuru ve faiz yükselir. İç talep bıçak gibi kesilir. Ekonomi hızla yeni bir kötü dengeye yönelir.
Devamı daha da iç karartıcıdır. Ekonomik kriz seçmen nezdinde hükümeti zor durumda bırakır. Demokrasi karşıtı kesimler bundan yararlanarak siyasi ortamı daha da germeye başlarlar. Türkiye tam anlamı ile bir fasit daireye girer.
Yanlış hesaplar
Yazılan kötümser senaryo beni ikna edemiyor. 1 Mart 2002'de tezkerenin Meclis'e gelmesi öncesi günleri hatırlayalım.
Tezkerenin reddi halinde büyük bir ekonomik-mali kriz oluşacağı iddia ediliyordu. Tersini söylediğim ve yazdığım için bana kızan çoktu.
Ne oldu? Tezkere reddedildi. ABD mali yardımı gelmedi. Ama yılın ikinci yarısında faizler çöktü. Doların çökmesini Merkez Bankası ancak 10 milyar dolar satın alarak engelleyebildi.
Bu kez de durum farklı olmaz. Son yıllarda Türkiye'nin ekonomik ve siyasi kırılganlığı çok azaldı. Ciddi bir yapısal dönüşüm gerçekleşti. Bu tür siyasi sorun ve gerginliklerin bir mali krize dönüşmesinin nesnel koşullan ortadan kaldırıldı.
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün seçilmesi ve AB üyeliğinin riske atılmasının Türkiye'ye esas maliyeti uzun dönem büyüme hızına olumsuz etkisidir. Kısa dönemde yol açacağı mali çalkantı değildir.
Kıbrıs'ta çözümü ve AB üyeliğini kayıtsız şartsız bu nedenle destekliyoruz. AB üyeliği Türkiye'nin uzun dönem büyüme hızını 2-3 puan artıracaktır. Bu da önümüzdeki on yılda milyonlarca vatandaşın işsizlik belasından kurtulması anlamına gelir.
Kıbrıs sorunu ve ekonomi
Yılbaşı döneminde ekonomik kon
Haberin Devamı

