Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Karışık hesaplar

Döviz kuru ekonomi gündeminin

Haberin Devamı

Döviz kuru ekonomi gündeminin en tepesindeki yerini koruyor. Bir süre kur aşağı gidiyor. İhracatçılar hemen şikayete başlıyor. Dış açığın sürdürülemezliği seslendiriliyor. Bir sonraki döviz krizinin tarihi konuşuluyor.

Bir süre sonra kur yukarı gidiyor. Bu kez nereye kadar gidecek tartışması devreye giriyor. Enflasyon yükselecek beklentileri depreşiyor. Ekonomiyi genel bir tedirginlik kaplıyor. Döviz kuru daha bir dikkatle izlemeye alınıyor. Velhasıl Türkiye diğer ekonomilere kıyasla döviz kuruna karşı çok daha duyarlı yapısını sürdürüyor. Geri planda ise onyıllar süren yüksek enflasyonun yarattığı dolarizasyon olgusu olduğu biliniyor. Geçenlerde HSBC'nin büyük müşterilerine Türkiye ekonomisini anlattım. Konuşma sonrasında soru-cevap bölümüne geçildi. Tahmin edileceği gibi, soruların neredeyse tümü kurla ilgili tahminlerim üstüne yoğunlaştı.

Ben de izleyicilere döviz kurunun bu kadar önemsenmesinin çarpıklığını açıklamaya çalıştım. Uzun süredir kullandığım bir örneği tekrarladım. Ne kadar etkili oldu bilmiyorum. Örneği okuyucularımla da paylaşmak istiyorum.

Hans adlı bir Alman vatandaşı düşünelim. Hans'ın Almanya'da bir bankada 100 bin euro mevduatı olsun. 17 Haziran 2003 günü euro/dolar paritesi 1.19 oluyor. Yani o gün Hans'ın mevduatı 119 bin dolar ediyor.

Aradan bir ay geçiyor. 18 Temmuz 2003 günü parite 1.12'ye geriliyor. Yani Hans'ın mevduatı 112 bin dolara düşüyor. Euro değer kaybedince Hans'ın tasarrufu dolar cinsinden bir ayda 7 bin dolar azalıyor.

Bu durumda Hans ne yapar? Tasarrufum bir ayda 7 bin dolar azaldı diye yas mı tutar? Yoksa, bana ne kardeşim, benim 100 bin eurom hala 100 bin euro mu der? Elbette ikincisi. Parite değişimi Hans'ın tasarrufunun reel değerini etkilemiyor. O nedenle Hans paritenin değiştiğinden büyük bir ihtimalle haberdar bile olmaz. Lafı nereye getirdiğimi sanırım anladınız. Ekonominin iki dönem arasında geliri ve serveti karşılaştırabilmek için bir ölçüye ihtiyacı vardır. Yüksek enflasyon TLnin bu amaçla kullanılmasını imkansız hale getirdi. Vatandaş mecburen dövizle ölçmeye başladı.

Türkiye'den bir örnek verelim. Ahmet 1 milyar TL'sini 1 Ocak 2003'de dokuz ay vadeli mevduata yatırsın. Faizi net yüzde 25 olsun. Ahmet'in 1 Ekim 2003'de bankada 1.25 milyar TLsi olacak. Aynı dönemde TÜFE enflasyon yüzde 13.8 olmuş. Demek ki Ahmet'in tasarrufu reel olarak yüzde 11 civarında artmış.

Bu hesapta döviz kuruna ihtiyaç olmadığı çok açıktır. Ahmet'in kurla ilgilenmesi için bir neden yoktur. Aldığı faizi dönem içindeki enflasyonla karşılaştırması yeterlidir. Faiz enflasyonun üstünde olduğu sürece reel olarak tasarrufuna bir gelir temin etmektedir.

Türkiye'deki kur duyarlılığının bir nedeni Ahmet'in tasarrufunu bu şekilde ölçmeye alışık olmamasıdır. Diğer nedeni ise Mehmet, Hasan, vs. vatandaşların çoğunluğunun tasarruflarını hala dövizde tutmasıdır.

Enflasyon düştükçe TLVıin dönemler arası gelir ve servet karşılaştırmalannda kullanılmasının artacağını söyleyebiliriz. Dolayısı ile kur hareketlerine karşı duyarlılık da azalacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR