Bir mübarek Ramazan ayını daha bitirdik. İslam alemi bugün Şeker Bayramını kutluyor. Erkekler güne Bayram namazı ile başladı. Herkes bayramlık kıyafetlerini giydi. Aile bayramlaştı. Kabristan ziyareti yapıldı. Büyükler evde misafir beklemeye başladı. Küçükler büyüklerin elini öpmek üzere yollara koyuldu.
Maalesef Türkiye bu güzel günde geçen hafta yaşadığı dehşetin hüzün ve acısını taşıyor. Tanımadığımız ve bizi tanımayan birileri Bayram sevincimizi çaldılar. Onbinlerce insanı yasa boğdular. Milyonları mutsuz ve huzursuz ettiler.
Düşündükçe daha fazla üzülüyorum. Bana, aileme, arkadaşlarıma, çevreme, öğrencilerime, okuyucularıma, mahallelime, kentlime, vatandaşıma, insanlığa yapılan bu saldın içimin derinliğine saplanıyor. İsyan ediyorum.
Öte yanda aklım duygusallığa izin vermiyor. Saldırganların amacının hepimizde karamsarlık, yılgınlık, korku ve nefret yaratmak olduğunu hatırlatıyor. Benden direnmemi, güçlü olmamı, yaşama sarılmamı istiyor.
Benim bayramlarım
İlk hatırladığım Bayramlar savaş sonrasına ama Demokrat Parti iktidarı öncesine gidiyor. Bayramla o günlerde tanıştım. Lezzeti damağımda yer etti. Tahmin edileceği gibi, benim neslim çocukluğunu çok farklı bir dünyada geçirdi.
1940'lar sonu Türkiye'si fakir bir tarım ülkesidir. Dışında kalsak da, savaş ekonomiye büyük darbe vurmuştu. Sanayileşme ve kentleşme süreci başlamamıştı. En büyük kent İstanbul'un nüfusu 800 bine ancak vanyordu. Ankara bugünün kasabalarının iricesi bile değildi.
Şimdi orta sınıf için olağan kabul edilen tüketim mallarına o dönemde en zenginler ulaşamazdı. Otomobil, buzdolabı, çamaşır makinası, telefon bilinmezdi. Radyo sahibi olmak bile önemli
bir ayrıcalıktı.
Yaşamın temposu kentsel alanda da yavaştı. Günler birbirine benzerdi. Örneğin işe gidenler her sabah ve akşam aynı vasıtaya aynı saatte aynı insanlarla binerdi. Günlük sosyallik ise yürüme mesafesindeki akraba ve dostları ziyaret şeklinde gerçekleşirdi.
Çocuk gözümde bayram öncelikle tramvaya ve vapura binmekti. Eminim her ailede İstanbul'un öteki yakasında oturan bir dayı, amca, teyze, hala, vs. vardı. Gidilen evde insanın canı sıkılsa bile, yolculuğun keyfi uğruna seve seve katlanırdım.
Bayramın merkezinde anneannem Kıymet Hazer vardı. Kaybedeli 41 yıl oldu. Ama her bayram Beşiktaş-Üsküdar vapurunda beraberiz. Üsküdar-Kadıköy tramvayına bineriz. Öğle yemeğini Salacak'ta ciciannemlerde yeriz. Hep yapacağız.
Yaşlandığım anlaşılıyor
İnsan gençken bugünü yaşar. Geçmişe, anılara takılmaz. Daha yapacağı çok şey, tadacağı çok lezzet, gideceği çok yer, yazacağı çok kitap vardır. Sonra bir gün bilinen lezzetleri, gidilen yerleri, yazılmış kitapları konuşmaya başlarsınız. Yaşlandınız demektir. Ne yapalım! Kural böyle.
Sevgi ve sevincin acılarımızı dindireceği günlerin yakın olması umudu ile okuyucularımın Şeker Bayramı'nı kutluyorum.
Hüzünlü Bayram
Bir mübarek Ramazan ayını daha
Haberin Devamı

