AB'nin geleceği açısından kritik bir haftaya girdik. Pazar günü Fransa AB Anayasası'nı oyluyor. Kampanyanın başından beri kamuoyu yoklamalarında "hayır" oyları daha yüksek gözüktü. Bir ara dengelendi ama "hayır" tekrar öne geçti.
AB'nin fikir babası aslında Fransız siyasetçilerdir. Fransa projenin her aşamasında liderlik yapü. Almanya ile birlikte sıradan bir ticaret anlaşmasının bugünkü Avrupa Birliği'ne dönüşmesinin itici gücü oldu.
Euronun mimarı Avrupa Komisyonu üyesi bir Fransız'dı. AB Anayasası'nı hazırlayan komisyonun başkanı eski Fransa Cumhurbaşkanı idi. AB bütçesinden en büyük payı alan tarım destekleri en çok Fransa'ya yarıyordu.
Velhasıl her açıdan çok ilginç bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. AB'nin tarihçesini yakından izleyen biri için Fransa'nın AB Anayasası'na hayır demesini tahayyül etmek dahi olanaksızdır. Ama galiba öyle oluyor.
Sorunlar yumağı
Karmaşık süreçlerin analizi zordur. Onları birkaç basit
nedene indirgeyen açıklamalar insanı rahatlatır. Ama uzun dönemde işe yaramaz. Çünkü o analizden hareketle yapılan tahminler tutmaz.
Bu uyarının mantıki çıkarsaması benim, dışarıdan biri olarak, bu olayı açıklamaya kalkışmamamdır. Ancak konuşmaya zorlayan unsurlar da var. Galatasaray Lisesi mezunuyum. Fransız dil ve kültürü ile yetiştim. Daha yeni Fransa'da olaya ışık tutabilecek tartışmalar izledim.
Fransa'nın bu noktaya kısmen birbirine bağlı kısmen bağımsız bir dizi siyasi, toplumsal ve ekonomik dinamiğin kesişmesi sonucunda geldiğini izliyoruz. Bunlar nispeten kolay gözleniyor.
Siyasette kilitlenme var. Siyasi elitle toplum arasındaki uçurum genişliyor. Sağ ve solda popülist söylem ve siyaset tarzları güç kazanıyor. Yarı başkanlık sistemi istikrar yerine istikrarsızlık nedenine dönüşüyor. Tepkiler AB Anayasası'na yöneliyor.
Ekonomide karamsarlık var. Ekonomi bir türlü canlanmıyor. İşsizlik bir türlü gerilemiyor. Hükümet sosyal hizmetlere kaynak bulmakta zorlanıyor. Vatandaş geleceğe korku ile bakıyor. Yine tepkiler AB Anayası'na yöneliyor.
Modelin sonu mu?
Bu sorunlara iki farklı tefsir getirebiliriz. İyimser senaryoda sorunlar konjonktüre! yani geçicidir. Fransa büyük ülkedir. Daha önce olduğu gibi krizi aşar. Bu takdirde referandumda "evet" oyu çıkması gerekir, iyimserlerin beklentileri bu yöndedir.
Kötümser senaryoda sorunlar yapısal yani kalıcıdır. Kökleri Fransız toplumunun derinliklerine, 1789'dan bu yana gururla taşınan siyaset ve modernleşme modeline gitmektedir. Modelin tıkandığına işaret etmektedir. Bu takdirde referandumda "hayır" çıkacaktır. Söylenmese de esas korkulan budur.
Daha da ilginci, referandum kampanyasında Türkiye'nin önemli bir aktör olmasıdır. Maalesef yerim kalmadı. Fransa, AB ve Türkiye arasındaki çok yanlı ilişkiyi ayn bir yazıda ele alacağım.
Fransa ve AB projesi
AB'nin geleceği açısından krit
Haberin Devamı

