Enflasyonun iki ay üst üste eksi çıkması yeni tartışmalara neden oldu. Biri ölçme sorunları. DİE tarafından hazırlanan endekslerin fiyatlardaki değişimi ne ölçüde yansıttığı sorgulanıyor. Açık ya da örtük biçimde fiili enflasyonun endeksin gösterdiğinden daha yüksek olduğu söyleniyor. Geçmişte bu endekslerin sorunlarına çok kez değinmiştik. Teknik yetersizliklerini açıklamıştık. Bizim gözlemimiz genel kanının tam tersidir. Yani mevcut endeksler enflasyonu düşük değil yüksek hesaplamaktadır. Enflasyon düştükçe doğru ölçülmesinin önemi de artacaktır. Örneğin 2 puanlık sistematik hatanın etkisi yüzde 60 ya da yüzde 4 enflasyonda çok farklıdır. O açıdan bundan sonra kamuoyunun endekslere eğilmesi yararlıdır. İşçi ve işveren sendikalarının ve sivil toplum kuruluşlarının endeksi daha yakından izlemeleri gerekmektedir. Örneğin ABD'de tüketici fiyatlarını Çalışma Bakanlığı hesaplar. İşçi ve işveren kuruluşları yakından denetler.
Reel gelir ve verimlilik
İkinci tartışma hayat pahalılığı kavramı etrafında gerçekleşiyor. Özetle, "enflasyon nasıl düşüyormuş, hayat her zamankinden daha da pahalı" deniyor. Yani hayat pahalılığı enflasyona kanıt olarak gösteriliyor. 1950'lerden kalma bir hatıram var. 1955-58 arasında döviz bitmiş ithalat durmuştu. Dükkânlarda hiçbir şey bulunmuyordu. Derken 1958 istikrar programı ile büyük bir devalüasyon yapıldı. Tam o günlerde bir yakınımız Yunanistan'a gitmişti. "Orada dükkânlar dolu ama her şey çok pahalı; şimdi burada da hayat pahalılanacak" dedi. Bizde dükkânlar boş, orada dükkânlar dolu, ama hayat orada pahalı... Anlamakta zorlanmıştım... İlk bakışta bireyin satın alma gücü (reel geliri) elde ettiği nominal gelirin fiyatlar genel seviyesine bölünmesi ile bulunur. Yani nominal gelir fiyatlardan hızlı arttığı sürece reel gelir yükselecektir. Neyse ki sadece popülist düşünce olayı bu basitlikte algılar. Madalyonun öbür yüzünde verimlilik kavramı yatar. Daha çok sermaye kullanan, daha ileri teknoloji ile üretim yapan ekonomilerde çalışan başına verim daha yüksek olur. Yüksek verim yüksek katma değere, yüksek katma değer ise yüksek reel gelire tekabül eder. Bu sade gerçek tüm enflasyon düzeyleri için geçerlidir. 2001'den bu yana Türkiye'de pek çok kesimin reel geliri düşüyor. Bunun bir nedeni krizin mali sektöre ve iç piyasaya verdiği hasardır. Bir diğer neden TL'nin değer kaybıdır. Üçüncüsü de mali disiplin sonucu vergi yükünün artmasıdır. Her üçü de reel olaylardır. Enflasyonla bağlantıları yoktur. Şu anda enflasyon yüzde 60'larda ya da yüzde 80'lerde olsa da reel gelirler düşecekti. Hatta, büyük bir ihtimalle bugünküne kıyasla daha da fazla düşecekti. Enflasyonla hayat pahalılığı arasındaki ilişkiyi irdelemeyi sürdüreceğim.
Enflasyon ve hayat pahalılığı
Enflasyonun iki ay üst üste ek
Haberin Devamı

