Çok kötü bir hafta geçirdik. Beş gün içinde İstanbul'da dört bomba patladı. Öncelikle insani bedeli çok ağır oldu. Ellinin üstünde insanımız hayatını kaybetti. Altıyüzden fazla kişi yaralandı. Öncelikle ölenlere tanrıdan rahmet, geride kalanlarına sabır, yaralılara acil şifa diliyorum.
Bombalar aslında Türkiye'yi çok derinden sarstı. Şiddetin sadece olay yerindekileri değil, İstanbul'daki, Türkiye'deki herkesi hedeflediğini sezdik. Hepimize yönelen bu gaddarlık ve saldırganlık tüylerimizi ürpertti.
Doğallıkla, nedenlerini anlamaya çalışıyoruz. Kim yaptı? Amacı nedir? Engellenebilir miydi? Devamı gelecek mi? Bir sonraki kime, nereye ve ne zaman? Kaosa sürüklenir miyiz? Binlerce cevabı zor soru arasında bocalıyoruz.
Bu köşe gazetenin ekonomi sayfaları içinde yer alıyor. Ben iktisatçıyım; ekonomik konuları işlemem bekleniyor. Ona rağmen, böylesine olağandışı koşullarda siyasi konulardaki görüşlerimi okuyucularımla paylaşma ihtiyacı duyuyorum.
Petrol ve siyasi rejim
Dünya siyaseti açısından içinde bulunduğumuz bölgeyi ayırdeden iki özelliğe dikkat çekerek başlayalım. Bunlar tek tek "malumu ilan" sınıfına giriyor. İkisi birarada farklı bir anlam kazanıyor.
Birincisi, dünya petrol rezervinin büyük bölümünün Ortadoğu'da olmasıdır. Alternatif teknolojiler hızla gelişse bile görünür gelecekte bu rezervin stratejik değeri her geçen gün artacaktır.
İkincisi, Ortadoğu'da hâlâ tarih-öncesi siyasi rejimler hakimdir. Teokratik şeyhlikler ve tek parti ya da askeri diktatörlükler dışında siyaset yoktur. Petrol bölgesi tümü ile şeyhliktir. Bu siyasi yapıların uzun dönemde sürdürülmesi mümkün değildir.
Benzer siyasi rejimlere Afrika'da ve Orta Asya'da da rastlanmaktadır. Ama oraların petrol rezervlerindeki payı çok daha küçüktür. Dolayısı ile siyasi değişimin yaratacağı çalkantılar geri kalan dünyayı fazla ilgilendirmemektedir.
Sorunun iki ekseni belirginleşiyor. Bir yandan Ortadoğu ülkeleri büyük bir ekonomik gücün üstünde oturmaktadır. Öte yandan bölgede çok zor ve sancılı bir siyasi dönüşüm kaçınılmazdır.
İktidar peşinde
Tarihte sık raslanan bir durumla karşı karşıyayız. Çağın gerisine düşen eski rejim kendisini yeniden üretmekte zorlanır. Ama organik bir toplumsal gelişmenin yeniyi oluşturmasına da izin vermez. Kelimenin tam anlamı ile bir iktidar boşluğu oluşur.
Bin Ladin ve El Kaide bu boşluğu doldurmaya taliptir. Tüm bölgeyi kapsayan yeni bir iktidar amaçlıyor. Dünyanın iktidarına direneceğini biliyor. Korkutarak, dehşete düşürerek yıldırabileceğine inanıyor. Şiddeti iktidara yürüyüş aracı olarak kullanıyor.
Bence El Kaide insanlığa karşı verdiği iktidar kavgasını kaybetmeye mahkumdur. Maalesef bölgeye demokrasi ve istikrar gelinceye kadar, daha çok masum insanın kanını dökeceğinden korkuyorum.
El Kaide'nin amacı
Çok kötü bir hafta geçirdik. B
Haberin Devamı

