Konjonktürle ilgili genel değerlendirmeyi sürdürüyoruz. Önceki yazılarda ekonomideki düzelmenin kökeninde spekülatif hareketler olmadığını söyledik. Toparlanma kalıcıdır dedik. "Kalıcı" sözcüğü ufukta hiç risk olmadığı anlamına gelmez. O nedenle yakın-orta vade açısından konjonktüre olumsuz etki yapabilecek faktörleri gözden geçirmekte yarar görüyoruz. Bugün ekonomik riskleri, bir sonraki yazıda siyasi riskleri ele alacağız. Ekonomik risk kavramına açıklık getirelim. Ekonominin kendi iç işleyişinden kaynaklanan çalkan-tıları dışarıdan gelen doğal ve ekonomik şoklardan ayırt etmek istiyoruz. İktisatçılar ikincileri ekonomik risk hesabına katmayı sevmezler. Biz de o tavrı benimsiyoruz.
Politika riskleri
Risk deyince ekonomik aktörlerin aklına öncelikle iktisat politikaları, yani enflasyonla mücadele kararlılığında bir gevşeme gelmektedir. En başta da daima maliye politikası yer almaktadır. Örneğin, kamuoyu hükümetin bütçe disiplinini sürdüreceğine inanmakta çok zorlanıyor. Merkez Bankası'nın para politikasını çok sıkı tutacağını da bir türlü kabullenemiyor. Üç aşağı beş yukarı yazılan senaryo şöyledir: Hükümet bütçe disiplinini zorla sürdürmektedir. İlk fırsatta popülist maliye politikalarına geri dönecektir. Merkez Bankası da gelen siyasi baskı karşısında para musluklarını açacaktır. Hikâyenin gerisi malumdur. Ben bu ihtimali çok düşük görüyorum. Popülizmin önündeki engel dalgalı kur rejimidir. İlk işarette mali istikrarın yerini mali çalkantı alır. Hükümet yanlış politikanın bedelini anında öder. Herkes gibi hükümet de bu durumu bilmektedir.
Kur ve dış açık riskleri
İkinci risk algılaması döviz kuru ve dış dengede odaklanmaktadır. Bir husus çok önemlidir. Genel kanı, bütçe disiplini ve sıkı para politikası sürdürülse bile döviz kuru ve dış açıktan kaynaklanan bir çalkantı ihtimalinin yüksek olduğu şeklindedir. Mantığı beraberce izleyim. TLdeki değer artışı ithalatı patlatırken ihracatı engeller. Dış ticaret ve cari işlemler açığı sürdürülemez düzeylere tırmanır. Döviz talebindeki artış kuru tırmandırınca yeniden kur-faiz-enflasyon kısır döngüsüne girilir. İtirazlarımı söyleyeyim. Birincisi bu senaryo iç talepte büyük bir artış gerektiriyor. Halbuki, sıkı para ve maliye politikaları ile iç talepte bir patlama olanaksızdır. İç talep artışı kısıtlı kalınca kur ne olursa olsun dış ticaret açığı sürdürülebilir düzeylerde kalır. İkincisi, kriz sonrasında cari işlemler dengesinin görünmeyen gelirler kalemlerinde ilginç gelişmeler oldu. Bunlarda sermaye kaçağının etkisinden şüpheleniyoruz. Ama kesin durumu bu yılın ikinci yansında göreceğiz. Üçüncüsü, son dönemde ekonomik aktörlerin enflasyon beklentilerinde ve dövize karşı tavırlarında yapısal bir dönüşüm gerçekleşti. Dış açığın kurda gerektirdiği düzeltmenin geçmişten farklı olarak yumuşak bir şekilde, yani çalkantısız gerçekleşmesi ihtimali bugün çok daha yüksektir.
Ekonomik riskler
Konjonktürle ilgili genel değe
Haberin Devamı

