Türkiye'de siyasi iktidarın ekonomik sorunlara nasıl yaklaştığını artık iyice öğrendik. İktidarda hangi partinin ya da kimin olduğu çok önemli değil. Neticede hepsi benzer davranış kalıpları içinde kalıyorlar. Yani tekil davranışlardan bir sistematiğe gidebiliyoruz. Bunun hoş bir tarafı var. Önceden gelişmeleri kestirebiliyoruz. Dolayısı ile tahminlerimiz tutuyor. Zamanlamada ufak tefek yanılgılar oluyor elbette. Ama genel tavır açısından siyasetçiler bizi neredeyse hiç yanıltmıyorlar.
Teşbihte hata olmaz derler. Siyaseti şablonlar üzerine kurulmuş bir müsamere gibi görebiliriz, ilkokullarda oynanan cinsten, hepsi birbirine benzeyen müsamereler gibi. Küçük çocuklar beceriksiz şekilde metni okumaya ve oynamaya çalışırlar.
Çalkantı senaryosu
3 Kasım seçimleri öncesinde AKP iktidarının ekonomiye nasıl yaklaşacağını tahmin etmek önem kazanmıştı. Bir süre çalışarak basit bir senaryo geliştirdim, ilgilenenlere anlattım.
Onu özetleyerek başlamak istiyorum.
Seçim sonrasında mutlaka kurda ve faizde volatilite ve yükselme anlamına bir mali çalkantı bekliyordum. Çünkü piyasalar yeni hükümeti tanımıyordu. Dolayısı ile hükümetle piyasalar arasında bir güvensizlik sorunu çıkma ihtimali çok yüksekti.
Çalkantının zamanlamasında iki alternatif öngördüm. İlkinde hemen seçim sonrasında kur ve faiz tırmanıyordu. İkincisinde ise kur ve faiz hükümet kurulduktan ve bir süre geçtikten sonra yükseliyordu.
Her ikisinde de, güven ortamının bozulması üstüne hükümetin aynı tepkiyi göstereceğini düşünüyordum. Neydi bu tepki? Hükümetten, bakanlardan, milletvekillerinden, hükümeti destekleyen medyadan, vs. piyasalara karşı sertleşme ve efelenme bekliyordum.
Türk siyasetinde bu gelenek çok güçlüdür. İşler siyasetçinin istediği gibi gitmeyince, hemen "asarız, keseriz, kim bana yan bakacakmış" türünden çıkışlar yapılır. Bu tavır sadece iç politika ile sınırlı değildir. Dış politikada da aynı üslup kullanılır.
Geri planda toplumun bilinçaltında varolan bir müzakere zihniyeti yatar. Eldeki kartlara bakmadan blöf çekme eğilimi çok yüksektir. Blöfün görülmesi ise utanç nedeni değildir. Yüzsüz ve arsız olanın avantajlı çıkacağı inancı yaygındır.
Halbuki efelenme mali piyasalardaki güvensizliği pekiştirecektir. Hükümetin söyledikleri ciddiye alınacaksa, durum kötüdür. Yok, ciddiye alınmayacaksa vahimdir. Her iki halde iktidarın sinirlenmesi sorunu ağırlaştıracaktır.
Bundan sonrası?
Senaryoda bir sonraki aşama nedir? Ekonominin geldiği noktada siyasi iktidarların hiç kimse ile bilek güreşine girecek gücü yoktur. Peşrev kısmı uzun sürebililir. Ama akılcı iktidar son anda mindere çıkmaktan vazgeçer. Piyasanın taleplerini kabul eder.
Hükümetin bir başka alternatifi de vardır. Her iktidar akıl-dışı davranarak siyaseten intihar etme hakkına sahiptir. Bir önceki hükümet bunu başanlı şekilde gerçekleştirmiştir. Peşrevi kavgaya dönüştürürek bugünkü hükümet de onları izlemeyi tercih edebilir.
Bence ilki olacak. Hollywood filmlerindeki gibi, arada çok gürültü olsa da "mutlu son" bekliyorum.
Efelenme aşaması
Türkiye'de siyasi iktidarın ek
Haberin Devamı

