Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Dalgalı kur demokrasisi

Çarşamba öğle yemeğinde Türk-F

Haberin Devamı

Çarşamba öğle yemeğinde Türk-Fransız Ticaret Odası'nın konuğu oldum. Ekonomik ve siyasi duilgili görüşlerimi anlattım. Dinleyiciler arasında yabancılar, özellikle Fransızlar ağırlıkta idi. İlginç sorular vardı. Türkiye'ye yeni geldiği anlaşılan bir katılımcı, döviz kurunun neden bu kadar önemsendiğini anlamakta zorlandığını söyledi. Açıklama istedi. Vatandaşın dövizi, benim de kur muhabbetini sevdiğim biliniyor. Keyifle cevaplandırdım. Bir soru ile başladım. Türkiye'nin nisbeten azgelişmiş bir kırsal bölgesini ve AB'nin gelişmiş metropollerinden birini alalım. Aynı anda her ikisinde kamuoyu araştırması yaptıralım. Deneklere euro-dolar parkesi hakkında neler bildiklerini soralım. Sizce hangi bölge insanlan euro-dolar paritesinin bugünkü ve yakın geçmişteki değeri hakkında daha çok bilgiye sahiptir? Elbette Türkler. Euro onların kendi parası olabilir. Ama pariteyi biz onlardan çok daha iyi biliriz.

Enflasyonun hasarı
Cuma akşamı Ekonomistler Platformu Kemal Derviş'e Yılın İktisatçısı Ödülü'nü verdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen toplantıda birer konuşma yaptık. 35 yıl öncesini, gençlik heyecanımızı taşıyan eski tartışmalarımızı hatırladık. Katılanlardan üç kadim dostum, Taner Berksoy, İshak Alaton ve Vural Akışık konuştular. Akışık'ın söylediklerine değinmek istiyorum. Çünkü uzun süren enflasyonun Türkiye'de insanların davranış biçimlerini nasıl değiştirdiğini hatırlattı. Özetle, dişçi dişçiliğini, avukat avukatlığını, oto tamircisi tamirciliğini, vs. ihmal edip zaman ve emeklerini kendilerini enflasyondan korumak için harcamaya başladılar dedi. Doğru söze ne denir? Ben de Fransız soru sahibine aynı şeyi anlatmıştım. Türkiye'de insanları döviz alıp satmaya ve tasarruflarını dövizde tutmaya yüksek ve dalgalı enflasyondan korunma arzusu itti. Bu haklı ve masum çaba giderek insanoğlunun ruhunda gizli kumar ve spekülasyon güdüsünü de hareketlendirdi.
1990'li yıllar boyunca uygulanan "enflasyon kadar devalüasyon" politikası da döviz tutmayı teşvik etti. Bu politika özünde döviz tutan vatandaşlara Merkez Bankası'nın enflasyonu garanti etmesi anlamına geliyordu. Türkler'in "döviz aşkı" işte böyle oluştu.

Kur serbest bırakılınca
Dalgalı kur rejimine geçiş bu nedenle vatandaş açısından bu kadar travmatik bir deneyime dönüştü. Ama her musibette bir de hayır vardır. Dalgalı kur Türkiye'nin siyasi haritasını da değiştirdi. Eskiden vatandaşın hükümetleri değerlendirmek için seçimi beklemesi gerekiyordu. Dört ya da beş yılda bir oy vererek onlar hakkındaki kanaatlerini ifade ediyordu. Aradaki dönemde vatandaşın yapabileceği fazla bir şey yoktu. Şimdi vatandaş her gün, üstelik birkaç kere hükümetin ekonomi politikası hakkında oy verme hakkına sahip. Sabah, öğle, akşam, günün her saatinde önünde üç tercih var. Gidip döviz alabilir, döviz satabilir ya da ikisini de yapmayabilir. Hangisini yaptığı anında kura ve oradan TL faizlerine yansıyor. Hükümet yanlış bir iş yapınca bedelini derhal yüksek kur ve faiz şeklinde ödüyor. Doğru iş yapınca da mükafatı o anda kurun ve faizin gevşemesi olarak geliyor. Siyasileri oylarımızla terbiye edemedik. Onun yerine döviz alıp satarak terbiye ediyoruz. Derviş, bu terbiye yönteminin biraz pahalı olduğunu söyledi. Ne yapalım. Pahalı mahalı, başka türlü öğrenmiyorlar. Dalgalı kur demokrasisi böyle işliyor.

DİĞER YENİ YAZILAR