Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Buraya nasıl geldik?

Önce küresel uyum sorunları ekonomi politik penceresinden ele aldık. Analiz bizi ABD’nin dev dış açıklarına götürdü. Küresel dengesizliğin ayrıntılarına girince ilginç bir durumla karşılaştık

Haberin Devamı

Önce küresel uyum sorunları ekonomi politik penceresinden ele aldık. Analiz bizi ABD’nin dev dış açıklarına götürdü. Küresel dengesizliğin ayrıntılarına girince ilginç bir durumla karşılaştık.

ABD’yi tek kılan üç özellik öne çıktı. Dış dünyaya kendi parası ile borçlanıyor. Üstelik mali kesim yerine devletlere (merkez bankalarına) borçlanıyor. Böylece dış açığı tanım icabı küresel likiditeye dönüşüyor. Yani küresel enflasyon riskini artırıyor.

Sonra olaya diğer ülkeler açısından baktık. İki zıt seçenek belirdi. ABD dış açığının yarattığı dış talebe yönelik ihracat hamlesi yapılabilir. Likidite fazlası ülkeye çekilerek iç talep canlandırılabilir. Çin ilkine, Türkiye ikincisine örnektir. Böylece en temel soruya geldik. Türkiye neden ikinci seçeneğe yöneldi? Bekleneceği gibi, bu soruya tatminkâr cevap vermeden bugün gelinen noktanın analizi mümkün değildir.

Daha açık soralım. Türkiye bugünkü konjonktüre iktisat politikasının hedefi olduğu için mi girdi? Cari işlemler açığını yüzde 8,5’a tırmandıran, enflasyonu tekrar azdıran, işsizliğe çare olamayan iç talep kökenli büyüme hedef miydi? Hiç tereddütsüz “hayır”. 2001 yazında uygulamaya sokulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” kanıttır. Hedef netti. Mali disiplin, yapısal reformlar ve düşük enflasyon Türkiye’yi ihracatın çektiği sürdürülebilir büyümeye taşıyacaktı.

Aksini düşünmek abesle iştigaldir. 2001 sonrasında Türkiye toplumunun yaptığı büyük fedakârlığın tek amacı enflasyon ve faizin düşmesi değildi. Onlar araçtı. Esas amaç dış açık sorunları olmadan hızlı büyüyen bir ekonomiye kavuşmaktı. Mevcut konjonktürü ilginç kılan da zaten budur. Neye niyet neye kısmet! Ekonomi, hedeflenenin tam tersi köşeye sıkışmıştır. Gelecekte tekrarlanmaması için nedenlerinin ortaya çıkartılması gerekir.

Benzer sorunlara hem toplumsal hem bireysel yaşamda sık raslanır. Bir hedef için yola çıkılır. Hedefin gerektirdiği her şeyin yapıldığı düşünülür. Hiç beklenmedik ve hiç arzulanmayan bir sonuca ulaşılır. Mantıken iki ihtimal vardır. Bir: Hedef yanlıştır yani aslında ulaşılamaz. Türkiye bağlamında geçersizdir. İhracatın çektiği yüksek büyüme hızlarını tutturan çok sayıda ülke olduğu biliniyor.

Eleme yöntemi diğer ihtimale götürür. Hedef doğru yani mümkündür. Ama o hedefe ulaşmak için kullanılan araçlar yanlıştır. Ekonomide anlamı, yanlış iktisat politikaları uygulanmasıdır. Tekrar edelim. Güçlü ekonomi hedefi gerçekçidir. Ona ulaşmak için toplum büyük fedakârlığa razı olmuştur. Ama hepsi uygulanan yanlış iktisat politikaları tarafından heba edilmiştir.

Nasıl? Yanlış politikaların sorumluları kimdir? Bu önemli sorulara cevap aramaya devam edeceğim.

DİĞER YENİ YAZILAR