Bir kamuoyu araştırması tahayyül edelim. Vatandaşa Türkiye'nin uzun dönemde en önemli yapısal sorunu nedir diye soruyoruz. Cevaplar arasında "eğitim" şıkkı da yer alıyor. Eğitim düzeyi yüksek kesimlerden en çok oy alanların başında bu şıkkın geleceği kesindir. Türkiye'yi kurtarmayı amaçlayan sohbetler de eninde sonunda eğitim konusunda yoğunlaşır. Genelde eğitimin sisteminin hem nicel hem de nitel açıdan yetersizliği çok yaygın seslendiren bir eleştiridir. Bireysel deneyimler bunlara renk katar. Buna karşılık aynı kamuoyu eğitim sistemi için önerilen reformlara karşı ya duyarsız ya da fevkalâde tutucu bir tavır benimser. Nicel yada nitel sorunları çözme yolunda atılabilecek tüm adımlara tereddüt, hatta şüphe ile bakar. Eleştirdiği statükoyu korumak için olağandışı çaba gösterir. Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu'nun eğitim sisteminde değişiklik yapma önerilerinin de aynı tutuculuk duvarına çapmasını üzülerek izliyorum. Türkiye'de reformculuk çok nankör bir iştir. Kendi deneyimimden iyi biliyorum.
Bedava ders kitabı Bakan Mumcu ilk ve orta eğitimde ders kitaplarının okul tarafından bedava verilmesini önerdi. Anladığım kadarıyla ders kitaplarından bazılarının bakanlık tarafından seçilmesi, piyasanın altında fiyatla temin edilmesi ve okullara dağıtılmasını kastediyor.
Ayrıntılarda hata yapılmazsa benim itirazım olmayabilir. Ancak öneriye kamuoyunun yaklaşımı beni tedirgin etti. Söyle bir anlayış hissettim. Bütçede para olsa bedava kitap iyi olur ama bütçede para olmadığı için yapılamaz. Hakikaten öyle mi?
Birincisi, ekonomide üretilen bir mal ya da hizmet asla bedava olamaz. Çünkü üretiminde kullanılan emek, sermaye, doğal kaynak, teşebbüs, vs. üretim faktörleri kadar maliyeti vardır. Başlangıç noktası bu somut gerçektir.
Bir mal ve hizmeti piyasa temin ediyorsa, faktör maliyetini o malı satın alıp kullanan öder. Yok, devlet o mal ya da hizmeti bedava dağıtıyorsa faktör maliyeti vergi ödeyenler tarafından karşılanır. Yani bedava kitabın bedava olması mümkün değildir. Olay, kitap masrafının öğrenci velisi vatandaşların sırtından alınıp vergi ödeyen vatandaşlara aktarılmasıdır. Dolayısı ile bütçe açısından iki ihtimali gündeme getirir. Biri, vergilerin bedava kitap gideri kadar artırılmasıdır. İkincisi, kamunun bedava dağıttığı diğer mal ve hizmetlere yapılan harcamaların bedava kitap gideri kadar azaltılmasıdır. Tanım icabı bütçede hiçbir yeni harcama için kaynak yoktur.
Gelir dağılımına etkisi
Şimdi esas soruyu soralım. Hangi koşullarda bedava kitap gelir dağılımını olumlu etkiler? Cevabı ek verginin kimlerden alındığına ya da harcama kısıntısının kimlere yöneldiğine bağlıdır. İkincisini şimdilik ihmal edeceğim. Türkiye açısından ilki önemlidir.
Ayrıntılara yerim kalmadı. İki örnek vereceğim. ABD gibi kamu gelirlerinin yüzde 95'ini müterakki vergilerle gelir ve servetten alan ülkelerde, bedava kitap gelir dağılımını düzeltecektir. Çünkü fakir ailelerin ödeyeceği ek vergi kitap bedelinin altında kalır.
Kamu gelirlerinin yüzde 70'den fazlasını zorunlu mal ve hizmetlerin tüketimine koyduğu vergilerden sağlayan Türkiye'de ise durum çok farklı olabilir. Bence bedava kitap ve ek vergi sonrasında Türkiye'de gelir dağılımı bozulacaktır. Yani bedavacılık illüzyonundan fakirlerin zarar görmesi ihtimali yüksektir.
Bedavacılık illüzyonu
Bir kamuoyu araştırması tahayy
Haberin Devamı

