Son dönemde sık sık “zenginin parası züğürdün çenesini yorar” özdeyişini hatırlıyorum. Nedeni Türkiye’de Amerika’nın dış açığına ilginin çok artması. Dikkatinizi çekmiştir. En çok yazılan, konuşulan ve sorulan konuların başında geliyor.
Bu ilginin olumlu yönleri olabilir. Örneğin Türkiye’nin dünya ile bütünleşme derecesini yansıtır. Ayrıca vatandaşın ekonomik konularda eskisine kıyasla çok daha bilgili olduğuna işarettir.
Ama olumsuz tefsire de müsaittir. Mayıs’dan bu yana dünya mali piyasa volatilitesi en çok Türkiye’yi vurdu. Aniden süpergüç ABD’nin dış açığı vatandaşın günlük yaşamını birebir etkileyince konuya ilgi de arttı.
Süper açık
Türkiye’nin de büyük bir dış açığı var. Akla derhal bazı sorular geliyor. Acaba iki dış açık arasında paralellik kurulabilir mi? Amerikan dış açığının seyrine bakarak Türkiye için dersler çıkartılabilir mi?
ABD’de dış ticaret ve cari işlemler dengesi birbirine çok yakındır. Her ikisi de son verilerde yıllık 840 milyar dolar gözüküyor. Hatırlatma: Türkiye’nin 2005 milli geliri cari kurdan 360 milyar dolar, satın alma gücü paritesi ile 620 milyar dolardır.
Buna göre ABD’nin yıllık sermaye girişi ihtiyacı 840 milyar dolar oluyor. IMF’ye göre 2005’de dünyada gerçekleşen sermaye ithalatının yüzde 65.4’ünü ABD yapıyor. Geri kalan dış açık veren ülkeler (Türkiye dahil) ancak ABD’nin yarısını alabiliyor.
Mutlak sayılar bizi aldatabilir. O nedenle açığı ekonominin gücü ile kıyaslayan milli gelire oranı tercih ediliyor. Amerikan milli gelirini 13 trilyon dolar alırsak dış açığın milli gelire oranı yüzde 6.5 çıkıyor. Türkiye’de yüzde 7.5’u geçti.
Üstelik ABD’nin devasa dış açığı yeni değil. Yıllardır devam ediyor. Geçici de durmuyor. Hem mutlak değeri hem de milli gelire oranı yıl yükseliyor. “Dış açık sürdürülemez” diyen iktisatçılarla sanki alay edercesine durmadan büyüyor.
Süper ayrıcalık
Dünyanın tek süpergücü ABD’nin özel koşullarının çok iyi anlaşılması gerekiyor. Hayati önemde iki fark öne çıkıyor.
Birincisi, ABD dış açığını kendi parası dolarla borçlanarak finanse ediyor. Dış kaynak girişi ABD’ye yabancı para yükümlülüğü getirmiyor. Daha açık söyleyelim. Doların kendi paralarına karşı değer kaybı riskini (kur riski) borç verenler taşıyor.
İkincisi, ABD’ye dolar borcunu özel kesim değil devletler veriyor. ABD Hazine tahvillerini dış fazla veren ülkelerin merkez bankaları satın alıyor. Döviz rezervlerine ekliyor. Böylece ABD dış borcu mali piyasa volatilitesinin dışına taşınıyor.
Bu çok önemli: ABD’ye giren dış kaynağın neredeyse tüm kur riskini dış fazla veren devletler yüklenmektedir. Süpergüç borç vereni en az borç alan kadar bağımlı kılan ilginç bir sürecin ayrıcalığını yaşamaktadır. Bütün itirazlara ve korkulara rağmen dış açığın bugüne kadar süregelmesinin sırrı buradadır.
Ya bundan sonrası? “Rivayetler muhtelif” diyebiliriz. Bir başka yazıda ayrıntılarına girmek istiyorum.
Amerika’nın dış açığı
Son dönemde sık sık “zenginin parası züğürdün çenesini yorar” özdeyişini hatırlıyorum. Nedeni Türkiye’de Amerika’nın dış açığına ilginin çok artması. Dikkatinizi çekmiştir
Haberin Devamı

