Paris: Duvara vurulan ilk darbe

11 Eylül 2001'de İkiz Kulelerden ilkine bir uçak çarptı haberi geldiğinde; bir taraftan telefonda bankacı arkadaşımla pazarlık yapıyor, diğer yandan da ofisteki televizyonu izliyordum. İlk kuleye çarpan uçağın küçük bir uçak olabileceğinden bahsediliyordu

Haberin Devamı

11 Eylül 2001'de İkiz Kulelerden ilkine bir uçak çarptı haberi geldiğinde; bir taraftan telefonda bankacı arkadaşımla pazarlık yapıyor, diğer yandan da ofisteki televizyonu izliyordum. İlk kuleye çarpan uçağın küçük bir uçak olabileceğinden bahsediliyordu. Telefon görüşmesi devam ederken kameranın aldığı açının tersinde büyük bir patlama daha oldu. Her ikimizde yeni patlama bir gaz kaçağından oldu diye konuştuk.

Ancak ikinci kuleye çarpanın da bir uçak, hem de büyük bir uçak olduğunu anladığımızda "dünya değişti, artık yeni bir dünyada yaşıyoruz" dediğimi hatırlıyorum. Pazarlığı sonuçlandırmadan görüşmeyi bitirdik, zira konuşulan her şey bir anda anlamını yitirmişti. Telefonu kapatmadan önce de "bundan sonra ABD'nin önünde iki yol var: Ya etrafında yüksek duvarlar örecek, ya da üçüncü bir seçeneği tercih edecek" diye eklediğimi hatırlıyorum.

İki kuleye iki ayrı uçağın ardarda çarpması tesadüf olamazdı, olsa olsa terörizmdi. Bu durum karşısında sadece ABD değil, günümüz ekonomik sistemi olan kapitalizmin önde gelenleri için iki tercih vardı. Ya terörizme aynı dilden cevap verecekler ve bundan sonra gelecek saldırılardan korunmak için etraflarına kalın ve yüksek "duvarlar" öreceklerdi, ya da terörü yaratan unsurları barışçıl bir şekilde ortadan kaldıracakları. İlk seçenek kısa vadeli, ikinci seçenek ise uzun vadeli çözümleri içeriyordu.

Uzun vadeli çözümler 2000 yılındaki popüler söylemiyle; Clinton-Blair-Schroeder'in desteklediği üçüncü yol, yani sosyal liberalizmdi. Vahşi kapitalizmin törpülendiği, dünya üzerindeki gelir dağılımını en azından fakirlerin dahi fazla ses çıkarmayacağı bir düzeye getirildiğ; dengesizliklerin azaltıldığı yoldu.

Ancak ABD'de, iktidardaki Bush yönetiminin tercihi ilk yol oldu. Teröre karşı topyekün savaş ilan etti ve bu uğurda ilk adımı Afganistan'da, ikincisini de Irak'ta attı. Evet kısa vadede belki terör ABD topraklarından uzak tutuldu. Diğer yandan ABD'nin sistem gereği müttefiki olan Avrupa'ya sıçradı. İstanbul, Madrid ve Londra derken sırayı Paris aldı.

Paris'e kadar olaylar daha çok bombalama tarzı planlı ve az sayıda kişiyle gerçekleştirilen bireysel eylemlerdi. Bana göre Paris diğerlerinden farklı. İlk kez ezilen ve sistem dışında bırakılmış olanlar organize olmaksızın tepkilerini vandalizmle ortaya koydular. Olayları başlatanlara Sn. Sarkozy'nin "çapulcu" demesi de bardağı taşırdı. Zira; sistem içindeki gelirden gittikçe daha az pay alan, bir de üstüne hakaret gören kesim, tepkisini yakarak ortaya koydu.

"Duvar" bundan sonra daha da kalınlaşacak ve yükselecek. "Duvar" yükseldikçe ve kalınlaştıkça; arkasındaki refahtan pay almak isteyenlerin "duvarı" delme çabaları daha da artacaktır. Fizikteki basit "etki-tepki" kuralı...

Paris şimdilik bir ilk. Mutlaka bir şekilde bastırılacaktır. Ancak arkasından neresinin, ne zaman geleceğini kestirmek güç. Ancak "duvara" vurulan darbelerin sayısı ve şiddeti artacaktır.

Taa ki duvarda gedikler açılıp, 'gelir dağılımı, en azından fakirlerin dahi fazla ses çıkarmayacağı bir düzeye' gelene kadar.

DİĞER YENİ YAZILAR