Kasım 2002 seçimleriyle işbaşına gelen AKP hükümeti, ekonomideki tüm olumlu gelişmeleri nerede ise tek başına sahipleniyor. Haklıdırlar! Zira siyasi sorumluluk nihayetinde hükümetin.
Faizler yüzde 65'lerden 14'lere; kurlar 1.70'lerden, 1.30'lara gerilemiş, bunlara karşın borsa endeksi 10 bin puandan 48 bin düzeyine kadar yükselmişti. Bakıldığında performans gerçekten etkileyici. Ancak bu başarının tamamı hükümetin tek parti iktidarı olmasından ve uyguladığı ekonomik programdan kaynaklandığını söylemek mümkün mü?
Hayli zor! Öncelikle uygulanan ekonomik program, IMF desteğiyle kriz sonrasında ortaya konan programın devamı. Kemal Derviş zamanında hazırlanmış ve IMF tarafından desteklenen ve finanse edilmekte olan program konusunda ne zaman ayak sürünse, piyasalardan gelen baskılarla her seferinde programa geri dönülmüştür.
Diğer yandan 11 Eylül sonrası FED'in faizleri yüzde l'e düşürmesiyle başlayan dünya likiditesindeki artiş Japonya ile devam etti. Bu global likidite doğal olarak öncelikle gelişmekte olan ülke piyasalarına girdi. Bu da başta Brezilya, Rusya ve Türkiye olmak üzere tüm gelişmekte olan ülkelerde borsaların rekorlar kırmasına, kurların ve faizlerin gerilemesine yol açtı.
Gerçekleşen başanyı 100 olarak kabul edersek; global likidite bolluğu bu başarının yüzde 40'lık kısmının gerçekleşmesindeki en önemli etken. Zira böylesi bir likidite olmasa istediğiniz kadar tek parti hükümeti olun, isterseniz ekonominizi IMF ve Dünya Bankası yönetsin, yine de fazla bir yol almanız mümkün değil.
Kalan kısmın yarısını yani yüzde 30'u; özellikle AB üyeliği senaryosuyla birlikte IMF ile yürütülen programın getirdiği kredibilite ve Merkez Bankası'nın bağımsızlığından kaynaklanan basan olarak sayabiliriz.
Son olarak da yüzde 30'luk kısım tek parti iktidarının; devlet politikası olan AB üyeliği perspektifini sahiplenmesi, bütçe ve maliye politikalarıyla, özelleştirmelerdeki başarısı olarak ayrıştırmak sanırım yanlış olmaz.
Bu değerlendirmenin yeri ve zamanını bilemiyorum. Ancak FED'in faiz artışları ve ardından Japonya'dan gelen değişim sinyalleriyle birlikte dünya likiditesinde bir daralma olacağı anlaşılıyor. Bu da başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere tüm finans piyasalarını etkileyecektir.
Özellikle bizim gibi cari açık sorunu yaşayan ülkelerde likiditenin etkileri daha ciddi hissedilecektir. Bundan sonra adımların çok daha dikkatli atılması gerek. Çünkü piyasaların altından likidite çekilmeye başladıkça zemin daha da kayganlaşacaktır.
Hükümetin bu konuları daha yakından takip ederek; Merkez Bankası Başkanlığı ataması benzeri örneklerde olduğu gibi; gereksiz gerginliğe yol açacak; zemini daha da 'kayganlaştıracak' yaklaşımlardan kaçınması iyi olacaktır. Aksi takdirde maliyeti çok yüksek olacak.
Hükümetin başarısı mı?
Kasım 2002 seçimleriyle işbaşına gelen AKP hükümeti, ekonomideki tüm olumlu gelişmeleri nerede ise tek başına sahipleniyor. Haklıdırlar! Zira siyasi sorumluluk nihayetinde hükümetin
Haberin Devamı

