Haberin Devamı
İki gün boyunca CHP tabanının bir bölümünün, Kılıçdaroğlu yönetiminin özellikle türban konusunda izlediği politikadan duyduğu rahatsızlığı dile getirdim. Bazı okurlar haklı olarak soruyor:
“Ah be Mustafa... ‘Baykal ile bu iş olmaz, mutlaka istifa etmeli’ diyordun; işte başkası geldi... Görüyoruz ki o da sana yaranamadı? Sen ne istiyorsun Allah aşkına?”
Bu eleştiri; sadece inandığı doğrulardan yana bir gazeteci için övgüdür... Çünkü her şeyden önce eleştirilen gazetecinin tarafsızlığını gösterir...
Şimdi gelelim eleştirinin içeriğine:
Evet; Baykal’ın ve yönetiminin CHP’ye zarar vereceğini onlarca kez yazdım. O dönemdeki parti yönetiminin, özellikle “parti içi ticaret” faaliyetlerini eleştirdim. Bunun için de Baykal ve arkadaşları hakkımda sayısız dava açtı; hepsinden aklandım.
Fakat ben hiçbir zaman, Baykal’ın dünya görüşünün doğruluğundan, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığından kuşku duymadım.
Sadece; doğru politikaların “yanlış” adamlar tarafından savunulmasının, çıkar ilişkilerine alet edilmesinin; o doğru politikalara büyük zarar verdiğini anlatmaya çalıştım.
İtirazım Baykal’ın dünya görüşüne, politik tavrına değil, “yönetim anlayışı”naydı...
Baykal çevresinde sadece “baş sallayan” dalkavuklar istiyordu; en küçük aykırı bir sese bile tahammülü yoktu. Bu yüzden kırk yıllık CHP’lileri partiden uzaklaştırdı, soğuttu. Her şeyden önemlisi, partiyi seçmeninden kopardı.
Seçim dönemlerinde bile en fazla on miting düzenleyerek, halka gitmedi.
Tembelliğin keyfini çıkarıp, zorunlu olmadıkça CHP’nin saray gibi genel merkez binasından dışarıya adım bile atmadı.
Tüm bunlara bir de çevresinde kümelenen dalkavukların, bazı koltukları kişisel çıkarları için birilerine peşkeş çekme gayretleri eklenince; o koltuktaki ömrünü doldurdu...
Biliyorsunuz; Kılıçdaroğlu’nun ismini de ortaya atan kalemlerden biri, belki de birincisiyim...
Onun; CHP için yeni bir umut olduğunu iki yıl önce gördüm ve bu duygumu da sizinle paylaştım.
Ve sonuçta Baykal, kalleşçe tertiplenmiş kaset skandalından sonra istifa etti, yerine Kılıçdaroğlu geldi.
Bugün gelinin noktada Kılıçdaroğlu, Baykal’ın tam zıt kutbundaki köşeye oturmuş durumda...
Onun hatalarını yapmıyor ama kimsenin doğruluğundan kuşku duymadığı CHP’nin siyasi çizgisini inanılmaz bir hızla değiştiriyor...
Tamam; Baykal’ın hayatı boyunca çalışmadığı kadar çalışıyor, küskünlerin partiye dönmesini sağlıyor, Önder Sav faktörüne karşın partide kemikleşmiş dar yönetim anlayışını kırıyor; ama...
CHP’nin, kendisinden önceki tüm “politik mirasını reddeden” bir çizgi izliyor...
CHP seçmeninin ülkenin geleceğiyle ilgili endişelerini, korkularını paylaşmıyor; hesabını sadece “AKP’yi bitirmek” üzerine kuruyor ve onun silahlarını yok etmek adına, partinin ilke ve politikalarını kolayca terk ediyor...
İşte; tüm bu nedenlerle ben...
Dün nasıl, bütün şimşekleri üzerime çekme pahasına Baykal yönetimini eleştirdiysem...
Bugün de Kılıçdaroğlu’nun siyaset anlayışının partiyi nasıl bölünmenin eşiğine getirdiğini anlatmaya çalışıyorum!
Şimdi yukarıdaki soruya yanıt verebilirim:
Kimse bana yaranmak zorunda değil...
Ben sadece ülkemin, Baykal kadar doğru siyasi çizgisi olan ve Kılçdaroğlu kadar dürüst ve çalışkan bir CHP liderine ihtiyaç duyduğunu söylüyorum, o kadar!
Eğer bu düşüncemle ülkeme zarar veriyorsam; özür dilerim!
GÜNÜN SORUSU
Almanya ile oynadığımız milli maçta tribündeki Türk taraftarlar, Brezilya asıllı futbolcumuz Aurelio’yu sakatlanıp oyundan çıkarken alkışladı; rakip takımda oynayan Mesut’u ise maç boyunca durmadan ıslıkladı...
Bu nasıl standart?
Cumhurbaşkanı için kapatılan yolda annesini kaybeden adam!
Yıllardır cumhurbaşkanı, başbakan gibi devlet adamları geçecek diye kesilen yollarda, saatlerce trafikte bekleşen insanların ruh hallerini yansıtmaya çalıştım...
Dün öyle bir e-posta aldım ki; salya sümük ağladım...
Konuyu hiç uzatmıyorum ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın bilgilerine sunuyorum:
“Sayın Cumhurbaşkanım
Babamı kaybedeli on yılı aşkın bir süre oluyor. Anneciğimle birlikte göğüs geriyorduk hayatın zorluklarına...
Annem, 08.10.2010 Cuma günü saat 18:00’de fenalaştı. Cuma günü olduğu için haftalığımı yeni almıştım, param vardı yani; taksiye atladığımız gibi hastanenin yolunu tuttuk.
Levent’ten Zincirlikuyu Mezarlığı istikametinde trafik adeta kilitlenmişti. Ne gidecek bir yol, ne de yardım isteyecek bir polis vardı...
Sizin aracınızın geçeceği güzergaha çıkan bütün yollar, bütün şeritler trafiğe kapatılmıştı. On binlerce, belki yüz binlerce insan, sizin geçmenizi bekliyorduk...
Anneciğim kollarımda yarım saat Kelime-i Şahadet getirdikten sonra can verdi.
Benim için, saat 19:00’da hayat durdu...
Son nefesimi verene kadar sizi hiç unutmayacağım.”
Sayın Abdullah Gül...
Bu e-posta’yı bana gönderen okurumuzun adı, Ahmet Ertaç...
Elektronik posta adresi:
ahmetertac2@hotmail.com
Umarım; bilmeden, istemeden kahramanı olduğunuz bu hazin öykü için kendisine söyleyecek bir şeyler bulursunuz...

