Elifcan Ongurlar: Yaşama biçimim oyunculuk
.

MELİS GÜVENÇ / mguvenc@gazetevatan.com
Fotoğraflar: BARIŞ ACARLI
Elifcan Ongurlar, Kara Ekmek dizisinde canlandırdığı Mine'yle ayrı dünyaların insanı olduğunu anlatarak "Elifcan ile Mine iki zıt karakter. Ben İzmir’in eğitim almış, iyi ve donanımlı bir ailede yetiştim. Mine ise gecekonduda büyümüş bir genç kız" diyor.

Yaz tatili nasıl geçti neler yaptınız?
Yaz tatilimin yarısı ailemin yanında İzmir’de, yarısı da İstanbul’da geçti. Bolca dinlendim. Biz oyuncularda beden değil zihin yorgunluğu ön plandadır. Bundan dolayı beynimi boşaltmaya çaba gösterdim, hobilerim olan okumak ve müzik dinlenmeyi yeğledim. Yoğun bir sezondan sonra zaman ayıramadığım dostlarımla oldum. Kısacası yeni sezona dingin başladım.

Kara Ekmek'te yeni sezonda izleyenleri neler bekliyor?
Büyük sürprizler olacağını düşünüyorum. Bu nedenle giderek artan aksiyonun süreceğini tahmin edebiliyorum. Kara Ekmek'i izleyenler hayret uyandıracak sürprizlere hazır olmalı.

Yeni sezonda Mine bir değişim yaşıyor mu?
Evet yaşıyor. Ablasını saklamaktan onun yaptıklarını giderek yanlış bulan bir Mine izleyeceğiz bu sezon. Bir taraftan ablası, analığı yüzünden babasından gördüğü baskı, kız kardeşine olan düşkünlüğüyle iyi bir karakter olarak tanıdık Mine’yi. Ama o da tüm bu çelişkiler içinde, gördüğü anlamsız davranışlar karşısında tepki verecektir. Bu tepkinin ivmesini hep birlikte izleyeceğiz.

Mine'yi kendinize ne kadar yakın buluyorsunuz?
Aslında yetiştirilme ve bulunduğumuz ortamlar açısından Elifcan ile Mine iki zıt karakter. Ben İzmir’in Karşıyaka’sında doğmuş büyümüş, eğitim almış, iyi ve donanımlı bir ailede yetişmiş bir insanım. Mine ise gecekonduda büyümüş bir genç kız. Farklı özlemleri olan biri, görmediği ve bilmediği yaşamın karelerinin içine hiç girmemiş. Çabuk kandırılabiliyor. Ne var ki aileye düşkünlüğümüzü benzer yan olarak görebilirsiniz.

Çocukluğum sanatla iç içe geçti
Milli tenisçiyken, oyunculuğa yönelmenizin hikayesi nedir?
Sanatçı bir babanın kızıyım. Annem ise eğitmen ve bankacı. Her ikisi de şu anda emekli. Babam İzmir Operası dramaturgu ve Karşıyaka Belediyesi Opera Sahnesi’nin ilk sanat yönetmenidir. İlkokul’da ailem piyano dersi aldırdı. Tüm çocukluğum klasik konserlerde, festivallerde, opera ve tiyatrolarda geçti. Bunun yanı sıra vücudumu dingin tutmak için ailem tenis yapmamı istedi ve Karşıyaka Tenis Kulübü’ne yazıldım. 10 yıl tenis oynadım ve Milli Takıma kadar yükseldim. Ama benim içimde oyuncu olmak vardı. Bunu babama söylediğimde o kadar mutlu oldu ki, yüz ifadesini size anlatamam. 16 yaşandayım. Ateşin Düştüğü Yer adlı filmde rol aldım. Eğitim dönemimde Kayıp Şehir dizisinde Seher rolünü üstlendim. Geçtiğimiz yıl Diva adlı oyunda ressam rolünü oynadım. Şimdi de Kara Ekmek’teyim...

Bundan sonrası için kendinizi tamamen oyunculuğa verdiğinizi söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle evet. Yaşamımın sonuna kadar oyunculuk adına ne yapmam gerekiyorsa yapmaya gayret edeceğim. Tanrı’nın bana verdiği güç ölçüsünde oyuncu olarak kalmak istiyorum.

Bu topraklara barış gelecek
Geleceğe nasıl bakıyorsunuz?
Kötü günler yaşıyoruz. Büyük önder Atatürk’ün bize öğrettiği, özgürlüğü ve demokrasiye inanıyorsak eğer, her birimiz, geçmişimize daha dürüst bakmalıyız. Yanlışlarımızı tarihe not halinde bırakabilirsek, gelecek kuşaklara iyi bir miras bırakabiliriz. Eminim, bu topraklara barış gelecek ve yaşam bir gün daha güzel olacak. Bununla birlikte sanat daha da güzelleşecek!

Rolün küçüğü, büyüğü yoktur
Şu an kurduğunuz hayallere ne kadar yakınsınız?
Çocukluk düşlerini yerine getiren ve bu konuda uzman olmaya çalışan bir gencim. Ne yazık ki ülkemizde “yeni” kavramının içi boşaltılarak kullanılıyor. Bilgi ve kültür meta haline gelemiyor. Oysa bilgi toplumda yaygınlaşsa ve dolaşsa, bundan hem sahne sanatları hem müzik hem de sinema ve dizi de etkilenecek. Bu etkilenme bizlere yansıyacak ve doğru olana bizi götürecek. Bu nedenle kurduğum düşlere ne kadar yakınlaşsam, bir o kadar da uzağım diyebilirim. Eğitim ve kültür alanında gelişen bir Türkiye’yi yakaladığımız an, ben ve benim gibiler tüm düşlerini gerçekleştireceklerdir.

Ne tarz rollerin sizi zorlayacağını düşünür ve oynamak istemezsiniz?
Her rol zordur. Rolün küçüğü büyüğü yoktur. Büyük oyuncularımızdan Yıldırım Önal, 1,5 dakikalık rolüyle yılın oyuncusu seçilmiş yaklaşık elli yıl önce. Ben şu sıralar bana deneyim kazandıracak karakterleri oynamak istiyorum. İçsel çelişkisi olan, kötü-iyi çelişkisini aynı anda vurgulayan roller herkesi zorlar ama, üstesinden gelmek için verilecek emek benim için önemli. İleriki yıllarda, yani orta yaşlarımda ise bu çelişkiyi vurgulayabileceğim deneyime geldiğimde, herhalde mesleğimden daha çok zevk alacağım.

Hayatınızdaki dönüm noktalarını nasıl sıralarsınız?
Öncelikle iyi bir anne babaya sahip olmak yaşamımın en harika olayı. Tenis Milli Takım Oyunculuğu, Ateşin Düştüğü Yer filmi, Kayıp Şehir dizisi, Üniversite Oyunculuk Diploması, Kara Ekmek dizisi 22 yıllık yaşamıma sığdırdığım dönüm noktalarıdır.

Olmazsa olmazlarınız neler?
Benim için oyunculuğa çıkan yollardaki engelleri kaldırmak ve temizlemek. Özel yaşamımda bile buraya koyulacak bariyerler bile benim için kibrit çöpü olur.



