Tolga Çandar Meclis'e alışamadı!
.
TBMM’nin sanatçı
milletvekillerinden Tolga Çandar’ı, Meclis, hayal kırıklığına uğrattı. Meclise
alışamadığını söyleyen CHP Muğla Milletvekili Çandar, "Buraya her gelişinde
ağlamaklı oluyorum. Burada bir mahalle kavgası dönüyor" dedi.
Adı Ege türküleriyle özdeşleşen Türk halk müziği sanatçısı, Meclisin yeni
milletvekili Çandar, siyatten sanata A.A muhabirinin sorularını yanıtladı.
Siyasete, "Artık zamanı geldi, bir doyuma ulaştım, siyasete atılayım"
şeklinde bir anlayışla atılmadığını ifade eden Çandar, 17 yaşından bu yana
siyasetle ilgili olduğunu söylüyor.
İşçi bir ailenin çocuğu olan Çandar, bu nedenle Türkiye’deki
olumsuzlukları, üniversite sürecinde toplumsal sınıflar arasındaki uçurumları
iliklerine kadar duyumsadığını anlatıyor. Çandar, siyaset yapma amacını, "Baştan
beri bu olumsuzluklara müdahale etmek" diye açıklıyor.
Çağdaş, adaletli, çalışan bir Türkiye hayaliyle 17 yaşından beri
yaşadığını dile getirerek, "Buna bir parça katkım olabilir mi gerekçesiyle
Meclise geldim. Bu, bugünlük değil, uzun soluklu proje" diyor.
Çandar, neden CHP’de siyaseti tercih ettiğini ise "Birileri ’CHP
statükonun partisidir’ dese de Türkiye’yi, tek partili sistemden çok partili
sistemi getiren CHP’dir. Her türlü egemenliğinden, iktidarından vazgeçip,
Türkiye’nin çağdaş bir siyasal ortama kavuşması için çaba sarf etmiş olan da
CHP’dir. Dolayısıyla CHP’nin, önümüzdeki süreçte Türkiye’nin yine belirleyeni
olacağını düşünüyorum. Ben sol kökenli insanım, CHP içinde olmak kadar daha doğal
bir şey olamaz" sözleriyle dile getiriyor.
"Herkes birbirine yiyecekmiş gibi bakıyor"
Tolga Çandar, "Siyasete alışabildiğiniz mi umduğunuzu bulabildiniz mi?"
sorusuna ise şöyle karşılık veriyor:
"Siyasete alışmak kavramı, bizim için geçerli değil, zaten siyasetin
içindeydik. Aktif olarak 20 yıldır siyasetin içindeyim. Buraya alışabildim mi;
hayır. Meclise alışabildiğim söylenemez. Çünkü Meclisi, daha ciddi, daha
kaliteli, daha ülke için çırpınan insanların mekanı zannediyordum, yanılmışım.
Burada ne yazık ki böyle bir yapı yok. Burası, ülkenin trajedisidir. Bu çok büyük
bir tragedyadır. Oyun oynanıyor. Bu oyunun bedelini sokaktaki insan ödüyor.
Herkes birbirine yiyecekmiş gibi bakıyor, herkes sanki birbirinin kuyusunu
kazacakmış, herkes ’bir sonraki dönem tekrar nasıl milletvekili olurum, bir
yerlerden ihale bağlantılarını nasıl kurarım, birilerini bir yerden tayin
ettirirsem bundan nasıl bir politik çıkar sağlarım. Partim içinde önümüzdeki
dönem bakanlık değişimi olursa, nasıl olur da bir bakanlık kaparım.’ Türkiye’nin
burada yeniden üretilmesi gerekirken, yeniden üretileceğini zannederken,
Türkiye’nin nasıl tüketildiğini görüyorum. Buraya her gelişinde emin olun
ağlamaklı oluyorum, keşke elimde güç olsa da burayı sil baştan yapabilsem."
"Burada herkes akıllı"
Çandar, "Hayal kırıklığına mı uğradınız?" sorusunu ise şu cümlelerle
anlatıyor:
"Hem hayal kırılığı hem de her kapıdan içeri girişte, her Genel Kurulda
ağlamaklı oluyorum. Anadolu’nun bu güzelim insanlarına, hepsine yazık. Benim gibi
düşünen, düşünmeyen, seçimlerde bize oy veren, vermeyen herkes için bu bir
trajedidir. Lütfen herkes aklını başına toplasın. Dışarı çıktığımda, ’Allah bu
insanlara akıl fikir versin’ diyor birileri. Mecliste herkesin aklı fikri kendine
yetiyor da artıyor bile. Burada herkes akıllı, akıllı olmayan hiç kimse yok.
Mecliste bireylerin ihtiyacı olan şey akıl fikir değil, Mecliste eksik olan
vicdan. Allah buradaki herkese vicdan nasip eylesin. Bu insanlarda eğer birazcık
vicdan olursa, sorunlar da kendiliğinden çözülecektir. Burada bir mahalle kavgası
dönüyor. Benim için trajedi olan budur. Burası Türkiye’nin öncüsü olması gereken
yer. Ben dışarda neden halk politika kurumuna saygısı ve güvenini kaybetti diye
hep merak ederdim, Meclise gelince neden halk bu insanlara güvenlerine kaybetmiş
çok net şekilde gördüm. İçler acısı. Allah ülkemize, bu ülkenin güzelim
insanlarına yardım etsin."
Hükümetin kültür politikaları
Çandar, Hükümetin kültür politikalarına ilişkin de değerlendirmelerde
bulundu; Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a yönelik "güzel işler yapıyor
doğrudur" derken, eski bakan Atilla Koç’u "sürekli uyuyordu" diye eleştiriyor.
Çandar, "Hangisi AKP’nin kültür politikasını temsil ediyor Atilla Koç mu
Ertuğrul Günay mı?" sorusunu yöneltiyor. Koç, ikisinin son derece uç noktalarda
bir bakanlık anlayışına sahip olduğunu ifade ederek, "Bir siyasal partinin,
kültür politikası tektir. AKP’nin böyle bir siyasal anlayışının var olduğuna
inanmıyorum" iddiasında bulunuyor.
Tolga Çandar, Hükümetin, sanat alanında el atması gereken en öncelikli
soruna ise şu karşılığı veriyor:
"Ülkemizin yaşadığı sıkıntılardan en önemlisi kültür emperyalizmidir.
Anadolu’da yaşayan insanlar hangi etnik kökenden gelirse gelsin, müthiş kültür
birikimi var. İslam kültürün yarattığı sağlıklı ve kalıcı kültür ürünlerine sahip
çıkmak bizim görevimizdir. Ama aynı zamanda Anadolu halk ozanlarının, Alevi
kültürünün bir parçası halk ozanlarının yarattıklarına sahip çıkmak da bizim
görevimizdir. İslam kültürünün sağlıklı yapısı korunmalı, geliştirilmelidir,
bunun üzerine çalışmalı. Batı kültürünün de sağlıklı unsurlarının alınıp,
geliştirilmesi gerekiyor. Türk kültürünün gelişmesi için de elden ne geliyorsa
yapılmalı. Yoz kültürlere karşı durmamızın tek yolu var, kendi öz
kaynaklarımızdan hareketle yaratacağımız çağdaş Anadolu kültürüdür."
"Allah vermiş, niye kullanmayayım"
Çandar, genellikle Ege türküleri söylemesini, "İçimizdeki efelik,
türkülerimizle uyuşuyor. İnsanlar benden Ege türküleri dinlemek istiyorlar, biz
de onları mahrum etmeyeceğiz" diye gerekçelendiriyor.
Tolga Çandar, siyasete atıldıktan sonra hayranlarından bazılarının, "Efe
bize bundan sonra gayri türkü söylemeyecek mi?" diyenlerin olduğunu dile
getiriyor.
Zaman zaman Ege şivesiyle konuşan, bu nedenle başta okul dönemleri olmak
üzere başından ilginç olaylar geçen Çandar, "Ferhan Şensoy, bir etkinlikten
sonra ’Tolgacım ne kadar güzel Ege şivesini taklit ediyorsun’ dedi. Ben de ’yok
ağbi ben onu taklit etmiyorum, ben sonradan öğrendiğim İstanbul şivesini taklit
ediyorum’ dedim. Memlekete gittiğimde, köyleri dolaştığımda şivemle konuşuyorum"
diyor.
Aynı zamanda oyunculuk deneyimi de bulunan Çandar, "Tekrar oyunculuğu
düşünür müsünüz?" sorusuna şu karşılığı veriyor:
"Oyunculuk olmaz. Bir projeye katkı için yapabilirim. Toplumu
ilgilendiren projedir, onu anlarım. Oyuncu olarak, bir dizide hem milletvekili
hem oyunculuk yapamam. Hem vaktim olmaz hem de benim asıl işim o değil. Bu
aşamadan sonra tiyatro, oyunculukla ilgili çalışmanın içinde olamam. Çok istemez
miyim, çok isterim. Belki milletvekilliğimiz bittikten sonra ortam olursa
yaparım. Ama asıl işim Türk Halk Müziği, vakit bulursam ona ayırmak isterim.
Türkü söylemeyi seçmek bile siyasi bir tercihtir. Perulu ozan Victor
Jara’nın bir sözü vardır; ’Ben sesim güzel olduğu için türkü söylemiyorum, türkü
söylemeyi çok sevdiğim için de türkü söylemiyorum. Türkü söylemenin gerekliliğine
inandığım için türkü söylüyorum’ der. Ben hepsi için türkü söylüyorum. Sesim
güzel, Allah vermiş niye kullanmayayım. Türkü söylemeyi de çok seviyorum. Bir de
türkü söylemenin gerekliliğine inanıyorum. Türkü diye, ’taze kavrulmuş çekirdek
gibi, çıtır çıtırsın sevgilim’ türünden türkülerden söz etmiyoruz. Biz gerçek
Türk Halk Müziğinden, halkın türküsünden söz ediyoruz. Halkın türküsü de halkın
çektiği çileleri yansıtan, sanat ürünleridir."
"Popüler kültürün en gereksiz şeylerinden biri"
Eurovision şarkı yarışmasını, "Bir endüstri. Tükenen Avrupa dünya plak
enstitüsünün, kendisine çıkış aramasının yolu. Pop müzik enstitüsünün,
tüketebileceği kahramanlar arayışının bir parçası. Popüler kültürün en gereksiz
şeylerinden biri" diye değerlendiren Çandar, bu yarışmaların hiçbir şey ifade
etmediğini savunuyor.
Çandar, ancak buradan çok ciddi gelir sağlayanların bulunduğunu, gelir
sağlayanların da kendilerine bunun ne kadar gerekli olduğunu inandırdıklarını,
Eurovision’dan birilerinin iyi kazandığını ileri sürüyor.
Tolga Çandar, bu yıl Türkiye’yi temsil edecek Can Bonomu’yu daha önce
dinlemediğini ifade ediyor.










