Raporların dozu giderek artıyor...
Cengiz Aktar'ın analizi...
Avrupa Parlamentosu Türkiye raporlarının dozunu giderek artırıyor. Bu açık. Avrupa Birliği kurumları bir yandan Türkiye’de yapılan reformların önemine atıfta bulunuyor ama “dost acı söyler” misali artık neredeyse her konuda gözlemlenen zaaflara ve hatta aksi istikametteki gidişata da dikkat çekiyor. Raporu tarafsız bir gözle değerlendirince ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
Sanki Türkiye müzakerelere başlamak için Kopenhag Siyasî Kriteri’nde gereken adımları atmaya çabalayan ve pek de beceremeyen bir aday ülke. Bunun diğer anlamı, Türkiye’nin siyasî konularda bırakalım yetersiz ilerleme kaydetmeyi, müzakere eden bir ülke ile bağdaşmayacak şekilde geriye düştüğüdür. Bu tesbitlerin sonunda “müzakereleri askıya alma” olasılığı AB’nin gündemine gelebilir. Son tahlilde kabul şansı olmasa da bunun dillendirilmesi Türkiye’nin imajını, kredisini, riskini zedeler. “Model ülke” iddialarına da darbe vurur. Dolayısıyla Avrupa Parlamentosu’nun raporunu bu olasılığın öncü işareti olarak değerlendirmek ve ona göre önlem almak önemli.
Genel Kuruldaki tartışmada AB kurumlarının 2011 Mart’ındaki Türkiye değerlendirmelerini dinledik. Bilinenin dışında dikkate değer gözlem Avrupa Komisyonu adına Genişleme Politikasından sorumlu Komiser Stefan Füle’ninkiydi. Füle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin Türkiye’ye baktığı, onu örnek aldığı şu sıralarda Türkiye’nin de AB’ye bakmasının önemine işaret etti. “Model ülke” olmak kolay değil!










