Geri Dön

İlk hedefimiz AB ve Kıbrıs

Dış politika öncelikleri ve villa meselesi...

Dış politikada bizzat direksiyon başına geçen Prof. Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliği’nden ABD ilişkilerine Kıbrıs’tan “meşhur villa” konusuna kadar gündemdeki konuları değerlendirdi.

Son yıllarda Türkiye’nin içerde ve dışarda çok tartışılan dış politika atılımlarının bir numaralı mimarı Profesör Ahmet Davutoğlu idi. İki ay öncesine kadar bakan değildi ama özellikle bölgesel dış politika stratejisinin oluşturulmasında, hatta uygulanmasında en az bakanlar kadar etkili bir isimdi.

Davutoğlu şimdi bakan. Yani sadece stratejiyi çizmiyor, dış politikayı sahne arkasından yönlendirmiyor. Artık bizzat direksiyon başında. Dışişleri Bakanı Davutoğlu dün gazetelerin Ankara temsilcileri ile kahvaltılı bir sohbet toplantısı düzenledi. Türkiye’nin dış politika önceliklerini, bölgesel gelişmeleri, AB ile ilişkileri anlattı.

Davutoğlu’nun dile getirdiği öncelikler beş ana başlıkta özetlenebilir:

AB İLE İLİŞKİLER: Türkiye’nin dış politikadaki birinci önceliği Avrupa Birliği ve Kıbrıs meselesidir. Bakanlıklararası koordinasyon olmadan AB sürecinin götürülebilmesi mümkün değil. İç koordinasyon büyük önem taşıyor. O nedenle şu anda tek parti hükümeti olması çok büyük avantaj. İç koordinasyon en iyi şekilde işliyor. AB sürecinde ayrıca muhalefetin de içinde olacağı toplumsal konsensus da önemli. Bu bakımdan muhalefet liderleri ile yaptığımız görüşmeyi önemli buluyorum. AB tarafı ile ise Komisyon’la ilişkilerimiz son derece iyi seyrediyor. Konsey düzeyindeki çalışmalar da olumlu. AB dönem başkanlığının önce İsveç ardından İspanya ve sonra da Belçika’ya geçecek olmasını bir şans olarak görüyoruz.

KIBRIS’TA SON ŞANS: Kıbrıs konusu AB ile ilişkiler bakımından özellikle bu yıl çok önemli. Ancak AB süreci olmasa da zaten Türkiye’nin bir Kıbrıs meselesi var. Şimdi yürümekte olan Talat-Hristafyos görüşmeleri kritik önemde. Bu görüşmelerin son şans olduğunu düşünüyorum. Bu görüşmelerin Kıbrıs’ta stratejik bir barış için temel olmasını umut ediyorum. Sayın Talat’la çok yoğun bir temas ve işbirliğimiz var. Bu süreçte Talat’a her türlü desteği vereceğiz. Bu görüşmelerden netice alınmasını çok arzuluyoruz, ama netice alınamazsa bu son şans, bunu açıkça muhataplarımıza da ifade ediyoruz.

ABD: ABD ile ilişkilerimiz son derece olumlu seyrediyor. İki ülke arasında kurumsallaşmış bir ilişki düzeni var. Bir çok alanda bölgesel meselelere paralel yaklaşıyoruz. Aramızda her düzeyde istişare mekanizmaları mevcuttur ve bu mekanizmalar önümüzdeki dönemde de gelişerek sürecektir.

’Kafkaslar’daki krizler bomba gibi’

RUSYA VE KAFKASLAR: Rusya bizim sadece komşumuz olmaktan öte Avrasya ölçeğinde geniş bir alanda ortak çıkarlarımız olan bir ülke. Bu coğrafyada gelişmeleri pozitif biçimde yönlendirebilme imkanlarına sahibiz.

Kafkaslar’a ilgimizi yoğunlaştırmamız lazım. Bu bölgedeki donmuş krizler patlamaya hazır bomba gibi duruyor.

Biz, samimiyetle bütün komşularımızla ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz . Hem de sadece sıfır problem değil, maksimum işbirliğini arzuluyoruz.

IRAK-ORTADOĞU: Yeni ABD yönetiminin olumlu söylemine rağmen Ortadoğu barışı konusunda yürüyen olumlu bir süreç maalesef yok. ABD yönetiminde barış süreci konusunda olumlu bir yaklaşım, olumlu bir irade var. Çarşamba günü bir günlüğüne Sayın Başbakan’la birlikte Suriye’ye gideceğiz.

Biz Ortadoğu barışı için önümüzdeki altı ayı çok kritik görüyoruz. Kesinlikle rehavete kapılınmaması gerektiğini düşünüyoruz. Filistin seçimleri çok önemli. Eğer ulusal uzlaşma sağlanamazsa, seçim sonuçları sorunu daha da derinleştirebilir. Irak şu anda en kritik dönemeçte. Bu ülkedeki seçimler de önem taşıyor. Oluşacak yeni parlamentonun temsil kabiliyeti çok önemli. Bu ülkedeki etnik ve mezhepsel kutuplaşmalar artarsa Irak’ta çok kritik bir süreç başlayabilir. Biz bütün etnik ve mezhepsel grupların parlamentoda temsil edilebilmesini önemsiyoruz. Buna gayret ediyoruz. Irak’taki bütün gruplarla temasımız, iyi ilişkilerimiz var. Bunu sürdüreceğiz. Çünkü bütün gruplarla samimi ilişki yürütebilen tek ülke Türkiye...”

Davutoğlu resmi konutta resepsiyon veremiyor

Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu’nun şu anda ajandasındaki öncelikli konuların özeti kendi ifadesiyle böyle.

Davutoğlu’nun bakan olması yeni ama meselelere öteden beri aşina. Akademisyen olarak bu meselelere kafa yormuş, Türkiye’nin bu meselelere yaklaşımının nasıl olması, kendisine nasıl bir rol biçmesi gerektiği üzerine fikir üretmiş bir isim. Ayrıca son 7 yıldan beri de Başbakan Danışmanı olarak bu konulara yoğunlaşmıştı Davutoğlu. Şimdi bakan olarak direksiyon başında.

Fakat son günlerde Davutoğlu’nun kafasını meşgul eden, bir başka sorun daha var. Meşhur villa meselesi...

Bu mesele hiç kuşku yok ki Davutoğlu’nun fena halde canını sıkıyor , üzüyor.

Dışişleri Bakanlığı konutu olarak Ankara’da bir villa kiralandı ya...

Sanki bu villayı Davutoğlu istedi ve devleti aylık 20 bin dolar kira masrafına soktu.

Belki bazıları böyle düşünüyor olabilir ama kabinede lükse, gösterişe merakı olmayan kaç bakan var derseniz ilk sırada akla gelen isim Davutoğlu’dur. Davutoğlu’na kalsa kitaplarını, evraklarını sığdırabileceği basit bir lojman onun işini görür.

Ama acaba Dışişleri Bakanı da öyle bir yerde mi oturmalı?

Tabii ki hayır. Türkiye Cumhuriyeti daha kuruluşunda dört makam için köşk düşünmüş; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı.

Bunun için önce Çankaya Köşkü inşa edilmiş ve hemen üçyüz metre altına da Başbakanlık, Meclis Başkanlığı ve Dışişleri konutları...

Fakat yaklaşık iki yıldan beri Dışişleri Konutu yok.

Çünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya’daki Pembe Köşk’teki inşaat ve tadilat çalışmalarının uzaması nedeniyle burada kalamıyor ve Dışişleri Konutu’nu kullanıyor.

Davutoğlu ise mütevazı lojmanında ikamet etmeyi sürdürüyor.

Diğer bakanlar için belki zorunluluk yok ama Dışişleri Bakanı’nın kritik görüşmeleri yapabileceği, evinde geniş davetler verebileceği Türkiye Cumhuriyeti’nin prestijine yakışır bir konuta ihtiyacı olduğunu herhalde kimse yadırgayamaz.

Yadırganması gereken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iki yıldan beri Cumhurbaşkanı’nın ikametgahını kullanılabilir duruma getirememiş olmasıdır. İki yılda değil konut tadilatı Türkiye Cumhurbaşkanı için yeni saray inşa edebilirdi. Ama nedense bu yapılamadı. Ekonomik krizin dip noktayı gördüğü günlerde Başbakanına 60 milyon dolara üçüncü uçağı sipariş edebilen Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nın ikametgah sorununu çözememiş olmasını anlayabilmek çok zor.

Bu sorun çözülemediği için Davutoğlu yabancı misyona devlete ait resmi konutta resepsiyon veremiyor. Daha kötüsü kritik görüşmelerini, yemekli toplantılarını otel salonlarında yapmak zorunda kalıyor. Acaba Türkiye için bu mu ayıp yoksa Dışişleri Bakanı için 20 bin dolara villa kiralanması mı?

Bu meselede aslında ayıplı yönler var ama kiralık villa meselesi yüzünden Davutoğlu’na kimsenin söz söylemeye hakkı yok.