Parkinson ve Alzheimer hastalarını umutlandıran gelişme!
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Medikal Cihaz Tasarım ve Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (METAM) araştırma görevlisi Dr. Tuğba Topal, Amerikalı bilim insanlarının da arasında bulunduğu heyetle birlikte, Parkinson hastalığına çözüm arıyor. Dokudan canlı organoid (minyatür organ) üretimi yaparak Parkinson hastasından alınan hücre örneğini kök hücreye dönüştürüp, beyinde dopamin hormonu salgılayan nöron hücresi üretmeyi başaran heyet, Parkinson gibi ‘nörodejeneratif’ (sinir hücrelerinin zamanla fonksiyonlarını kaybedip ölmesi)’ hastalıklara kalıcı çözüm bulmayı ve geliştirdikleri bu teknikle deneylerde kobay hayvan kullanımını ortadan kaldırmayı hedefliyor. Dr. Topal, “Amacımız, hayvan deneylerini ortadan kaldırıp tamamen insan hücresi ve 3 boyutlu şekilde çalışmaları devam ettirip, ilaç testlerinde de deneyebilmek” dedi.

Amerika’nın Michigan Üniversitesi’nde, KTÜ METAM’da görevli Dr. Tuğba Topal’ın da aralarında bulunduğu 11 kişilik heyet, 65 yaş sonrası insanlarda daha fazla görülen, el titremesi, hareketlerde yavaşlama, konuşma ve davranış bozukluğu gibi sorunlara neden olan Parkinson hastalığının tedavisine kalıcı çözüm için çalışma yürütüyor.

Parkinson hastasından alınan deri hücresini, kök hücreye dönüştüren nörolog, kimya mühendisleri ve biyomühendisler, beyinde eksikliğiyle Parkinson’a neden olan nöron hücrelerini laboratuvar ortamında üretti.

Elde edilen nöronları, insan sağlığına zararsız ve vücutta eriyen, iskele görevi gören polimer plakalara tutunduran bilim insanları, nöronları çoğaltıp büyüterek dopamin hormonu salgılatmayı başardı. Parkinson hastalığının kalıcı tedavisinde gelecekte umut olacak çalışma, makaleye dönüştürülerek bilim dünyasıyla paylaşıldı.

Çalışmalarının, ‘kişiselleştirilmiş tıp’ alanında önemli bir adım olduğunu belirten bilim insanları, bu çalışmalarıyla Parkinson hastalığını tedavi etmeyi ve üretilen ‘organoid’ler sayesinde deneylerde kobay hayvan kullanımını ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

‘DIŞARIDAN NÖRON HÜCRESİ VERİLİNCE VÜCUT REDDEDİYOR’
Dr. Topal, Michigan Üniversitesi’nde çalıştığı dönemde Parkinson hastalarının tedavisinde umut ışığı olabilmek için orta beyin üretmeye çalıştıklarını söyledi. Parkinson hastalığının oluşumu ve yaptıkları çalışma hakkında bilgi veren Dr. Tuğba Topal, “Nöronlar kendilerini yenilemediği ve dopamin üretemediği için bu eksiklikten dolayı Parkinson hastalığı ortaya çıkar.

Dışarıdan alınan bir hücreyi hastaya verdiğinizde hastanın vücudu bunu kabul etmiyor. Örneğin, kalp nakli yapıldığında hemen kabul etmiyor veya bunu 12 senede bir değiştirmek zorunda kalıyorsunuz. Bunun yerine biz, hastadan alınan hücreyi kök hücreye dönüştürüyoruz.

Deriden aldığımız hücreyi önce kök hücreye dönüştürüp sonra istediğimiz hücreye dönüştürebiliyoruz. Bunu nöron, kalp, deri hücresi veya istediğimiz her hücreyi hastaya özel olarak yeniden yapabiliyoruz.

Parkinson hastasında da dışarıda dopamin üreten başka bir hastanın nöronunu verince vücudu bunu reddedecek. Eğer bunu hastadan alıp yine hastaya geri verirsek genetik kodu bunu tanıyacak ve vücudu kabul edecek” dedi.

‘VÜCUDA GİRDİĞİ ZAMAN ERİYEBİLEN, ZARAR VERMEYEN, UYUMLU BİR POLİMERDİR’
Nöron hücresi üretimi ve çoğaltma aşamalarını anlatan Dr. Topal, “Hastadan küçük bir deri hücresini aldık, laboratuvarda kök hücreye dönüştürdük.

Yazıcıda 3 boyutlu olarak çıkardığımız ‘scaffold’ dediğimiz iskeleye benzer yapıdaki polimerlerin, polimerin üzerine koyup büyütmeye başladık.

Büyüdükten sonra da bunu dopamin üretecek nöronlara dönüştürmeye başladık. Çalışmada ‘PLGA’ türü polimer kullandık, bunlar Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylıdır.

Vücuda girdiği zaman eriyebilen, vücuda zarar vermeyen biyolojik olarak uyumlu bir polimerdir. Hastaya tek tek nöron hücresi vermektense bağ halinde hepsi üretilmiş olarak büyük bir ortamda vermekti.

‘PLGA’ da zamanla vücut ısısında eriyip hastaya zarar vermeyeceği için bu polimeri tercih ettik” diye konuştu.

'PARKİNSON HASTALIĞINA BU GİBİ ARAŞTIRMALARLA ÇÖZÜM BULACAĞIZ'
Dr. Topal, çalışmalarıyla hem Parkinson hastalığının tedavisi hem deneylerde kobay hayvanı kullanılmasını ortadan kaldırmayı, hem de ‘kişiselleştirilmiş tıp’ alanını geliştirmeyi hedeflediklerini belirterek, “Umuyorum ki Parkinson hastalığına bu gibi araştırmalarla birlikte çözüm bulacağız.

Sadece Parkinson değil, Alzheimer, kalp yetmezliği gibi hastalıklar da var ve bu tür araştırmalar sıcak konular. Yapmaya çalıştığımız bu küçük organcıklar, hayvan deneylerinin de yerine geçebilecek.

Buradaki amacımız insan hücresini kullanıp benzetmeye çalışmak ve hayvan deneylerini ortadan kaldırıp tamamen insan hücresi ve 3 boyutlu şekilde devam ettirip ilaç testlerinde de deneyebilmek. Yine tamamen insan hücreleriyle devam edip tedaviyi kişiye özel yapmak istiyoruz.

Örneğin, bir kişinin kolon kanseri modelini 3 boyutlu ortamda taklit edebilirsek, ilaç testlerini hastaya özel olarak test edip, kişiselleştirilmiş tıp alanında devam etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

1-Parkinson hastalığı nedir?
Nörolojide hareket bozuklukları olarak isimlendirilen geniş bir yelpaze altında incelenen bir hastalıktır. Yaklaşık 200 yıl önce tanımlanmıştır. Beyinde dopamin denilen bir maddenin eksikliğnden kaynaklanır. Dopamin, hareketlerimizi akıcı, kolay ahenk içinde uyumlu ve otomatik bir şekilde yapmamızı sağlayan bir maddedir. Dolayısıyla eksikliğinde temel olarak bu alanlarda sorun yaşanır.

2-Parkinson hastalığı hangi yaşlarda görülür?
40-75 yaşları arasında, sıklıkla da 60 yaş üzerinde başlar. Genel itibariyle yaşlılık hastalığıdır. Ancak tüm Parkinson hastalarının %5 kadarı 20-40 yaşları arasında başlar. Bu durumda genç başlangıçlı Parkinson hastalığından bahsedilir.

3-Görülme sıklığı nedir?
Dünyanın her yerinde her türlü sosyoekonomik koşulda görülebilen bir hastalıktır. Erkeklerde kadınlara oranla biraz daha fazla görülüyor. Yapılan çalışmalarda değişik ülkelerden farklı oranlar görmekteyiz. Ancak ortalama olarak 65 yaş üstünde her 100 kişiden 1’inin Parkinson hastası olduğu kabul ediliyor.

4-Hastalığın oluşma nedeni nedir?
Parkinson hastalığı bahsettiğimiz gibi beyinde dopamin denen maddeyi üreten hücrelerde kayıp nedeniyle ortaya çıkar. Fakat hala bu hücrelerin neden hasara uğradığı ile ilgili elimizde kesin bir bilgi yok. Bazı tarım ve bitki ilaçlarına maruz kalmanın hastalığın ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği ileri sürülmüştür. Öte yandan ailede bir ebeveyn veya kardeşte Parkinson hastalığı varlığı o kişide Parkinson hastalığı gelişme riskini yaklaşık 2 kat arttırmaktadır. Kalıtsal özellikteki Parkinson hastalığı daha çok genç yaşlarda başlama eğilimindedir. Karı kocanın ikisinde de Parkinson hastalığı %2 den daha az sıklıkta olması hastalığın bulaşıcı olmadığını ve beslenmeye ait unsurların da tamamen suçlanamayacağını düşündürüyor. Sonuç olarak günümüzde genetik yatkınlık zemininde çevresel faktörlerin rol oynadığı çoğul nedene bağlı bir hastalık olarak değerlendirilmektedir.

5-Parkinson hastalığı nasıl başlar?
Hastalık genellikle sinsi başlar. Çoğunlukla hastalar yakınmalarının tam olarak ne zaman başladığını söyleyemez. Hastaların hemen tümünde belirtiler tek bir beden yarısında başlar zamanla daha hafif olmakla birlikte karşı beden yarısında ortaya çıkar. Fakat hastalık seyri boyunca bu asimetrik seyir kendini korur.

6-Belirtileri nelerdir?
Temel olarak 4 belirti vardır. Titreme, uzuvların katılığı, hareketlerde yavaşlama ve duruş ve denge bozukluğudur. Bunları tek tek ele alacak olursak; Titreme: Parkinson hastalarının en sık hekime başvurma nedenidir. Hastaların %80’inde vardır. Tipik olarak istirahat halinde iken veya belli bir pozisyonu muhafaza ederken ortaya çıkar. Kaba bir titremedir. Genellikle elde başlar ve bozuk para sayma hareketine veya ufak bir taşı baş ve işaret parmağı arasında yuvarlama hareketine benzer. Ayakta ortaya çıktığında pedala basıp kaldırma hareketine benzer. Titreme stres veya zihinsel faaliyet ile artar ve uykuda kaybolur.

Kaslarda sertlik: Genellikle hekimin muayene bulgusu olmakla birlikte çok şiddetli ise hasta tarafından fark edilebilir. Hastalar bazen bu kas sertliğini yorgunluk, ağrı, kramp batma hissi şeklinde algılayabilir.

Hareketlerde yavaşlama: En çok özürlülük yaratan durum diyebiliriz. Hareketlerin büyüklüğü ve ardı sıra tekrarı azalmıştır. İstemli hareketler dışında yürürken kolların sallanması ve göz kırpma gibi otomatik hareketlerde azalır. Mimikleri oluşturan kas hareketlerinin de azalması sonucu donuk bir yüz ifadesi oluşur. Yazarken gittikçe harfler küçülür ek olarak titremede varsa okunmaz hale gelir.

Duruş ve denge bozuklukları: Parkinson hastalarında duruş ve dengeyi koruma yeteneği zamanla bozulabilir. Birçok Parkinson hastası öne doğru hafifçe eğik durma eğilimindedir. Duruştaki diğer bir özellik hastanın yürürken ya da ayakta dururken bir veya her iki kolunu dirsekten ve bacaklarını dizlerden ve kalçadan bükme eğilimidir. Duruş bozukluğu zamanla ayakta dururken, yürürken ve dönüş yaparken veya sandalyeden kalkarken ve ileri doğru uzanırken emniyetsiz hissetmeye, denge kaybına ve düşmelere yol açabilir.

Yürüme bozukluğu, yürürken kilitlenme ve düşmeler: Normal yürüyüş sırasında adım atma, kolları sallama doğal bir şekilde hızlı, içgüdüsel ve otomatik olarak yapılır. Parkinson hastalığının özellikle erken dönemlerinde birçok hastanın yürümesi normaldir ve yıllarca normal kalabilir. Zamanla hastalık için tipik olan küçük adımlarla yürüme hali dikkati çeker. İleri evrede olan ve yürümelerinin belirgin biçimde bozulduğu hastalar ayaklarının ucunu yerden kaldıramazlar ve bir veya her iki ayağı sürüyerek yürümeye başlarlar. Yürürken otomatik olarak yapılan kol sallama hareketi azalır ve zamanla kaybolur. Dönüşler yavaşlamıştır ve çok sayıda minik adımla vücut tek bir bütün halinde döner. Yürüme bozukluğu olan hastalar bazen düzgün biçimde yürürken aniden ayakları yere yapışmış gibi kalakalırlar ve 'kilitlenme' olarak tanımlanan durum ortaya çıkar

7-Başka belirtiler var mıdır?
Parkinson hastalığında görülen diğer belirtiler arasında, konuşma bozukluğu, yorgunluk, sıkıntı hissi, ruhsal çöküntü hali, uzuv ağrıları, salya akması, kabızlık, mide boşalmasının gecikmesi, uyku ve cinsel işlev bozuklukları, ciltte yağlanma, terleme artışı, koku alma duyusunun azalması, sık idrara çıkma, tansiyon düşmesi, uyku bozukluğu, huzursuz bacak sendromu, unutkanlık ve zamanla da demans sayılabilir. Söz konusu hastalık belirtileri her Parkinson hastasında görülmediği gibi, ortaya çıktığı zaman her hastada aynı şiddette olmaz. Bazı belirtiler ise kullanılan ilaçların yan etkilerinden kaynaklanabilir.

8-Parkinson hastalığının tanısı nasıl konur?
Parkinson hastalığı tanısı klinik muayene verilerine dayanılarak konulur, tedaviye alınan olumlu yanıt da tanıyı doğrulayıcı kanıt oluşturur. Parkinson hastalığı tanısını kesinleştirmek üzere herhangi bir beyin görüntülemesi veya özel bir kan tahlili yapılması zorunlu değildir. Söz konusu incelemelere hastalığın ayırıcı tanısına giren diğer nedenleri dışlamak amacıyla başvurulur.

9-Tedavisi var mı?
Parkinson hastalığında belirtilerin tedavisi esas olarak ilaçlarla yapılır. Seyrek olarak ilaç tedavileriyle kontrol altına alınamayan şiddetli titreme varlığında ya da ileri evredeki hastalarda yaşam kalitesini bozan “açılma ve kapanma” dönemleri ya da ilaç dozunu artırmayı kısıtlayan istem dışı hareketlere yol açan yan etkiler söz konusu olduğunda cerrahi yöntemlere de başvurulmaktadır.

Günümüzde Parkinson hastalığındaki belirtilerden sorumlu olan dopamin hücrelerinin hasarını tamamen onaracak kesin bir tedavi henüz bulunamamış olmakla birlikte, hastalık belirtileri ilaçlarla önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Mevcut ilaçlar beyinde eksilmiş olan dopamini yerine koyar veya onun etkisini taklit eder.

Bazıları da dopaminin kimyasal yolla parçalanmasını engelleyerek etkisini artırır. İlaçların ömür boyu, düzenli olarak alınması gerekmektedir. Eğer ilaçlar hekimin tavsiyesi dışında kesilecek olursa, hastalık belirtileri er geç tekrar başlayacağı gibi ilaçların ani kesilmesi bazen hayatı tehdit eden durumlara da yol açabilir. Tedavide kullanılan aynı çeşit ve aynı dozdaki bir ilaç bir hastada yarar sağlarken, bir diğerinde etkisiz olabilmektedir. yani Parkinson tedavisi tamamen kişiye özeldir.



