IMF’siz Türkiye zayıf halka olur
Fortis Bank Başekonomisti Haluk Bürümcekçi, IMF ile anlaşma yapılmaması halinde yeni bir programın açıklanması gerektiğini belirtti
Avrupa’da birçok defa yılın yatırım uzmanı seçilen ve şu an Dubai merkezli Shuaa Capital’in Türkiye Direktörlüğü görevinde bulunan Afa Boran ise IMF için “olmazsa olmaz” görüşünde. Boran, “Böyle bir ortamda IMF’siz yapılacak bir programa güven tesis etmek çok zor. IMF olmadan dünyada zayıf halka oluruz” diyor
UluslararasI Para Fonu (IMF) Birinci Başkan Yardımcısı John Lipsky’nin geçen haftaki Türkiye ziyareti “IMF ile anlaşma olacak” yorumlarının artmasına neden oldu. Hatta kulislerde IMF ile 15 milyar dolarlık 18 aylık bir anlaşmanın yakın olduğu konuşuldu. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise söylentileri yalanladı. Aylardır süren ve yılan hikayesine dönen IMF anlaşmasının olmaması ihtimali de artık daha yüksek bir sesle söyleniyor. Başbakan Erdoğan, “IMF olmazsa ölecek değiliz” derken uzmanlar aynı görüşte değil. Avrupa’da birçok defa yılın yatırım uzmanı seçilen ve şu an Dubai merkezli Shuaa Capital’in Türkiye Direktörlüğü görevinde bulunan Afa Boran, IMF için “olmazsa olmaz” görüşünde. Boran, “Böyle bir ortamda IMF’siz yapılacak bir programa güven tesis etmek çok zor. IMF olmadan dünyada zayıf halka oluruz” diyor. IMF’siz de yola devam edilebileceğini söyleyen Fortis Bank Başekonomisti Haluk Bürümcekçi ise böyle bir durumda artan bütçe açığını azaltmak için yeni bir programın açıklanmasını gerektiğini ifade ediyor.
Afa Boran, Haluk Bürümcekçi ve Vatan yazarı Ali Ağaoğlu ile ekonomideki gelişmeleri konuştuk.
Ufuk Korcan: Geçen hafta rallinin bittiğine yönelik görüşler nedeniyle dış borsalarda düşüşler oldu...
Afa Boran: Son günlerde yaşanan hareketleri çok ciddi bulmuyorum. Küçük dalgalanmalar yaşanıyor. İşlerin o kadar kötüye gitmeyeceği anlaşılınca çok düşen borsalar bir toparlanma içerisine girdi. Mart dibinden bu yana bakarsak piyasalardaki düzelmeyi ekonomik veriler de destekliyor. ABD’de tüketici güven endeksleri, üretim verileri düzeliyor. Borsalar da bunu fiyatladı ve tetikte beklemeye geçti. Şu anda hâlâ ekonomistlerin yatırımcıların sorguladığı “V” ya da “W” şeklinde mi dönüş olacak? Yaşananlara baktığımızda “V” fiyatlanıyor gibi. Kötüyü aştık, ortalarda bir yerlerde bekliyoruz. Bundan sonra pozisyon almak lazım. Ben “V” şeklinde bir toparlanmadan ziyade çıkışın daha uzun süreceği görüşündeyim.
Ali Ağaoğlu: Dip görüldü diyorsunuz ama...
AB: Evet dip görüldü. Bir daha o dibe yaklaşmayacağız.
Haluk Bürümcekçi: Ben de dibin görüldüğünü düşünüyorum, hem sanayi üretimi hem de büyüme anlamında. “V” tipi toparlanmanın olmayacağını düşünüyorum. Piyasanın bu kadar coşkulu olmasını, son zamanda duraksadı ama, doğal karşılıyorum. Dibin görülmesi çok önemli bir olaydı. Bu oldu ve tepki geldi. Güven endekslerinin güçlü gelmesi toparlanmanın hızlı olabileceği algılamasına neden oldu. Ancak toparlanma bu kadar hızlı olur mu? Ben daha çok “U” tipi bir toparlanma bekliyorum. Ama U’dan kastım çok uzun süre dipte kalacak anlamında değil. Bizdeki daralma çok sert oldu. Böyle bir kriz yaşamadık. İhracat tarafı güçlü olmadığı için de toparlanma yavaş olacak. Daha kötüye gidecek diyemeyiz. Son çeyrekte biz pozitif büyümeye geçebiliriz.
UK: Bizim borsa dış piyasalar düşerken yatay bir seyir izlemeye başladı...
AB: Borsa açısından baktığımız zaman bizim borsanın yüzde 50’si bankalar. Bankalar da bu krizi gerçekten teğet geçtiler.
AA: Hatta kârlı bile çıktılar.
AB: Faizler hızlı indi ve kredilerde çok yüksek kayıp yaşamadılar.
AA: BDDK karşılıklar kararnamesini çabuk esnetti. O yüzden sorunlu krediler konusunda fazla karşılık ayrılmadı. Bu olmasaydı kârlar bu kadar yüksek olmazdı. Sorunlu bazı krediler “çalışır kredi” kabul edilmeye devam edildi.
AB: Krediler eski yüksek faizden fiyatlanıyor, mevduatlar düşük faizden toplanıyor. Borsa da bundan ötürü fazla düşmedi ya da daha hızlı çıktı. Dışarıdaki bankalar bunu yaşamadılar. Bizim tek riskimiz özel sektördü, kur riski nedeniyle.
AA: 2001’de bankacılık sektörünün gördüğü tamirat bizim daha az düşmemize neden oldu. Ancak bu devam edebilir mi? Bence hayır. Eninde sonunda tüm borsalar birbirine yaklaşacaktır. Son günlerde “IMF geliyor” beklentisiyle İMKB dışarıdaki düşüşlerden fazla etkilenmedi. IMF gelse de aradaki farkın kapanacağını düşünüyorum.
Gelecekteki büyümeden çalıyoruz
UK: Piyasalar için en büyük riskler neler?
AB: Emlak fiyatları yüzde 15-20 daha düşerse, dünya buna pek hazırlıklı değil. Çünkü cepte para kalmadı. Bununla savaşabilmek için bir miktar enflasyon yaratılacaktır.
HB: Ben büyüme tarafından bakıyorum. Toparlanmanın zayıf olacağına yönelik olası bir gösterge 3-4 ayda piyasaları baskı altına alabilir. Türkiye’de ise alınan önlemlerle büyümeyi öne çekmeye çalışıyoruz. Yani geleceğin büyümesinden çalıyoruz.
AA: ABD’nin borçlanması. ABD’nin milli gelirinin yüzde 115’i kadar borçlanması piyasalar açısından en büyük risk. İşte o zaman “W” dönüşü görülebilir.
Riskler özelden kamuya geçmiş durumda
UK: IMF için olmazsa da olur söylemleri arttı...
HB: Bence de olmasa da olur. Ama program ilan edilmesi lazım. Ama çok iyi rakamlarla hazırlanmış tutarlı bir program olsa da bunun kredibilitesi tartışılacaktır. Bu nedenle böyle bir destek isteniyor. Krizin en sert dönemlerinde bir program ihtiyacı neden söyleniyordu? Özellikle özel şirketlerin dış finansman açısından sıkıntı yaşayabileceğinden, bunun da bankalara yansımasından korkuluyordu. Kredilerin bir ölçüde açılması o riskleri bugüne geldiğimizde azalttı. Ancak bütün ülkeler bazı sektörlere mali destek verdi. Bu aslında şirketlerdeki riski azalttı. Hükümetler riski bir miktar kendi üzerine aldılar ve finansman riskini azalttı. Böyle olunca da bütçe açıkları konuşulmaya başlandı. Zaten kredi yenilemeleri devam ediyor, diye düşünürsek yanlış yaparız.
AB: Haluk Bey “Olmazsa olur” dedi, buna katılmıyorum. IMF, olmazsa olmaz. İki yıl sonra seçime gideceğiz. Bütçe bozulmuş durumda. Bundan önceki bütçe düzelmeleri de özelleştirme gelirleri, vergilerdeki artışlarla yaşandı. Bizim zaten düzelmemiş mali yapımız daha da bozuldu. Bir de Haluk Bey’in dediği gibi riskler özelden kamuya geçmişken.
HB: Dipten döndük diyoruz ama sanayinin istekleri, istihdam sorunları uzun süre yaşanmaya devam edecek.
UK: Kendi programımızı yaparsak başarılı olur mu?
AB: İhracatımız da dışarıdaki sorunlar nedeniyle hemen toparlanmayacak. Böyle bir ortamda IMF’siz yapılacak bir programa güven tesis etmek çok zor. IMF olmadan dünyada zayıf halka oluruz. Çünkü kiminin IMF var arkasında kiminin Avrupa Birliği kiminin de petrolü var. Biz o kadar büyük değiliz. Şimdi faizler de Türkiye’de cazip değil. Diğer gelişmekte olan ülkelerin yurtdışından kaynak ihtiyacı yok, ama bizim var.
HB: Bizde mali gevşeme daha önce başladı. Bunu düzeltebileceğimize yönelik bir program olmalı. Şu anda IMF anlaşmasının olabilirliğine ilişkin net bir sinyal görmüyoruz. Ne kadar daha uzayacak bilmiyoruz ama bir an önce netleşmesi gerekiyor. İnsanlar önünü görmek istiyor.
AA: Turkiye’de hiçbir hükümetin ortaya bir program koyup, bunu başarıyla sonuçlandırabileceği bir kredibilitesi yok.
Körfez’i güvenli ve cazip olduğumuza ikna edemedik
UK: Afa Bey Ortadoğu’nun Türkiye’ye bakışı ne durumda? Çünkü siz o tarafla içiçesiniz.
AB: Portföylerinin yarısından daha azının gelişen ülkelerde olmayanını bilmiyorum. Buralarda ciddi zararlar ettiler. Petrolün tekrar 70 dolar seviyelerine geri dönmesi bu ülkeler için büyük artı. Körfez’de oturan bir adam Brezilya’yı uzak görür ama biz yakınız. Ancak buna rağmen biz Körfez’den çok ciddi bir para çekemedik. Onlara güvenli ve cazip bir ülke olduğumuzu anlatamadık.
AA: İkna edemedik mi?
AB: Edemedik. Onların sevdiği, tercih ettikleri yatırım seçeneklerinin başında emlak geliyor. Bizdeki imar problemiyle yurtdışından çok fazla yatırımcıyı çekemeyiz. Türkiye’de gayrimenkul yatırım ortaklıklarına da yatırım yapıyorum. 3 şirketle görüştüm yakında. Davalı olmadıkları hiçbir projeleri yok. Belediye imar iznini vermiş oluyor sonra iptali için dava açılıyor.
UK: İslami kriterlere uygun bonolar açısından durum ne?
AB: Türkiye bu tür bonolardan sayılabilecek çok düşük miktarda kağıt çıkardı. Anlamlı ölçekte gerçekten şeriat kurallarına uygun kağıt çıkarılırsa talep olur.
AA: Körfez sermayesinin ne kadarı şeriat kurallarına göre yatırım yapıyor?
AB: Aslında hepsi değil. Körfez’deki paranın yüzde 50’si şeriat kurallarına göre yatırım yapar. 8-10 trilyon dolara yakın bir para var bu bölgede. Normal bonolara bir talep gelmez. Ama farklı enstrümanlar yaratılırsa gelir. İmar sorununu çözersek ve ürünleri çeşitlendirirsek daha fazla para çekebiliriz. Şu anda çok az geliyor. En büyük pay emlakta. Ülke olarak da İspanya tarzı bir büyüme modeline sahip olabiliriz. Bir sürü yazlık konut yapacağız ve bu yönde büyüyeceğiz.
Güven endeksleri güvenilir mi?
AA: Şu güven endeksleri meselesine girebilir miyiz? Bütün dünyada işsizlik artıyor ama anketlerden ileride her şeyin iyi olacağı beklentisi çıkıyor.
HB: Anketler ve datalar arasında bir süre farkı var. Ekonomik veriler 2 aylık gecikmeyle açıklanıyor. Güven endeksi anketlerinde çeşitli sorular var, gelecek 3 aya yönelik. Bu sorulara yanıtlar aylık açıklanıyor.
AA: İnsanlar işsiz kaldılar ama işsizlik sigortası ya da tazminatla bir süre idare ediyorlar. İşsizlik sürdüğünde bu paralar bittiğinde ne olacak?
HB: O zaman da endeksler kötüye gidecektir. Bu süreci açıklamak için reel kesim güven endeksleri iyi bir gösterge. Kamuyla çarkı çalıştırdık ama bundan sonrası çok kritik.
AB: Herkes borçlu. Özel, kamu, birey. Ya kamu enflasyonu göze alacak. Uzun vadeli borcu olan herkes çıkabilir. Ya da Japonya gibi uzun vadeli bir durgunluğa girilecek.
HB: Kritik olan dış talep.
AB: İnsanın cebine para da koysanız gidip yeni müzik seti ya da araba almaz. Çünkü zaten yeni aldılar. Yani dış talep konusunda da bazı soru işaretleri devam ediyor. Tek yapacakları şey borcu ödemek ve tasarruf etmek. Borcu azaltmadan dış talebi canlandırmak zor. Buradan çıkış bence enflasyon yaratarak olmayacak. Bu krizde durgunluktan çıkış uzun süre alacak.










