
.
Türkiye’de spor gündemi uzun süredir doping skandallarıyla çalkalanıyor. Milli atletlerimizin ardından dopingin er meydanı Kırkpınar’a kadar indiği ve baş pehlivanın bile dopingden muzdarip olduğu bir ülkede nasıl olmasın ki... Bu, spor etiğine ve yasalara aykırı. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var. O yüzde ‘doğuştan dopingli’ sporcular yer alıyor. Onların durumu da bugünlerde yeni bir tartışma konusu. Sahip oldukları özellikleriyle yarışmaları etik mi değil mi? Peki bu isimler kim? İşte size doğuştan vücutlarında var olan farklılıkları spor alanında avantaja çevirmiş ünlü isimlerin hikayesi...
Bradley Wiggins
Kalbi büyük, kaslarına bol oksijen gidiyor
1980 doğumlu İngiliz bisiklet yarışçısı spor için şanslı
doğanlardan. Doğuştan kalbi diğer insanlara göre büyük. Bu anomali, daha fazla oksijen yönünden zengin kanın kaslara ulaşmasını sağlıyor. Yani bir küveti doldurduğunuzu hayal ederseniz, sıradan bir insanın kanı bir parmak genişliğindeki bir borudan akarken, Wiggins’inki kovayla dolduruluyor. Kendisi gibi bisikletçi olan babasından genetik olarak geçen geniş akciğer kapasitesi de onu İngiltere’nin en başarılı sporcularından biri olarak görülmesine katkı sağlıyor.
Michael Phelps
Her organı yüzme için yaratılmış
Son yılların en başarılı yüzücülerinden biri olarak gösterilen ABD’li Michael Phelps’in vücut anatomisi onu diğer sporcuların bir, hatta on adım önüne geçiriyor. Hakkında yazılan makaleler onu ‘transhuman’ yani insandan öte olarak tanımlıyor. Yorumlar
haksız sayılmaz. Zira o tam anlamıyla mükemmel bir yüzücü olmak için yaratılmış.
- Pek çok kişinin kol açıklığı, boyu ile eşittir. Ama Phelps için aynı şey geçerli değil. 1.93 metre boyunda olsa da kolları açıldığında 2 metreyi geçiyor.
- Ayak büyüklüğü de Phelps’in avantajına. Onun boyundaki birinin ayakları ortalama 46 numara olsa da o 48 numara giyiyor ve bu da ona yüzerken yüzde 10 avantaj sağlıyor. Benzer durum elleri için de söz konusu. Bacaklarının kısa olması da ona yarışlarda avantaj sağlıyor.
- Phelps’in göğüs kısmı iki eklemli. Bu nedenle kollarını normal bir insandan daha yukarı uzatabiliyor, yarışa daha hızlı başlayıp daha hızlı dönüş yapabiliyor.
- Akciğer kapasitesi 12 litre.
Bu rakam da normal bir insanın yaklaşık iki katı.
- Genetik avantajlarından biri de kaslarının sıradan bir sporcuya göre yüzde 50 daha az laktik asit üretmesi. Bu sayede yorulmadan daha uzun süre yüzebiliyor.
Usain Bolt
Kas liflerinin sayısı koşuda avantaj sağlıyor
Rahat tavırları, eğlenceli kişiliği, hafızalarımıza kazınan ‘şimşek’ pozu... Ünlü Jamaikalı sprinter son dönemde bildiğimiz tüm rekorları alt üst etti. Bunda fiziğinin ona verdiği avantaj yadsınamaz. 1.96 metre boyundaki Usain Bolt rakiplerinden çok daha uzun ve ince. Bu ona kısa mesafede büyük avantaj sağlıyor. Benzer durum iyi koşucuların çoğu zaman Etiyopya ve Kenya gibi ülkelerden çıkmasında da büyük bir etken. Bunun yanı sıra pek çok insanın hızlı kasılan kas liflerinin sayısı 50 iken Bolt’un vücudunda bu sayı 80. Doğuştan skolyoz, yani omurga eğriliğinin olmasının da koşarken ona avantaj sağlıyor olabileceği savunuluyor.
Eero Mäntyranta
Kemik iliği aşırı alyuvar üretiyor
Bugün 70’li yaşlarında olan Eero Mäntyranta fiziksel farklılık ve spor denince ilk akla gelen isimlerden. Finlandiyalı ünlü kayakçı çok nadir bir gen mutasyonundan muzdarip. Sahip olduğu anomali yüzünden kemik iliği aşırı sayıda alyuvar üretiyor. Bu rakam sıradan bir yetişkin erkeğin sahip olduğu alyuvar sayısından yüzde 65 daha fazlaya denk geliyor. Kaslara oksijen taşıyan alyuvar sayısının bu denli fazla olması ona büyük avantaj yaratıyor. Öyle ki bugün onlarca sporcu sırf kanlarındaki alyuvar sayını artırmak için pek çok farklı yönteme başvuruyor. Bu isimlerden biri de yaşadığı doping skandalı nedeniyle spor hayatını sonlandıran ünlü bisikletçi Lance Armstrong’du. Armstrong alyuvar artırıcı ve doping sayılan ilaçların yanı sıra transfüzyon yani kendi kanını yine kendine naklederek de alyuvar sayısını artırıyordu.
D-marin Klasik Müzik Festivali sona erdi
Geçtiğimiz yıl Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde ‘Yılın En İyi Klasik Müzik Etkinliği’ seçilen D-Marin Turgutreis
9. Uluslararası Klasik Müzik Festivali, piyanist Fazıl Say ve Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın verdiği konserle geçen hafta son buldu. D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali’nin kapanışında, şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve piyanist Fazıl Say sahne aldı.
Piyanist Say gecede, Ney Konçertosu “Hezarfen” Op. 39, İstanbul 1632 Baharı, Galata Kulesi, Uçuş, Cezayir Sürgünü, 3. Senfoni “Universe” Op. 43, Evren Senfonisi, Venüs, Jüpiter’de Fırtına, Dünya Benzeri, Gezegen Gliese 581 g, Supernova ve Karanlık Madde gibi eserlerinden örnekler sundu. Konseri, sanat, spor ve iş dünyasından isimlerin de bulunduğu yaklaşık 6 bin 500 kişi izledi.
Festivalde, gün batımı ve gece olmak üzere 7 konser verildi ve 200’e yakın sanatçı yer aldı. Festivalin açılışını Türkiye’nin en köklü orkestrası Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), İspanyol şef Ramon Tebar yönetiminde, dünyanın en ünlü sopranolarından Angela Gheorghiu’ya eşlik etti.
Kral gibi uyumak için sadece üç ayınız var
1853’ten beri ‘krallar gibi uyumak isteyenler’in tercihi olan İsveç’in en eski yatak üreticisi Hästens, bu kez vitrinlerinde çok özel bir tasarıma yer açtı. Hem de sadece 3 ay için. Hästens’in Platinum Check Limited Edition koleksiyonunda, her biri 160 saatte tamamen el ile üretilen sınırlı sayıda çok özel yatak, sadece 25 Aralık’a kadar satılacak. Bu çok özel yataklar da, ‘bulutlar üstünde uyuma’ hissi veren ve bu nedenle de özellikle kraliyet aileleri tarafından tercih edilen at yelesi, yün ve pamuğun karışımından üretilen malzeme kullanıldı.




