Cep telefonu kullanmadan koca bir hafta nasıl geçer?
21'inci yüzyılın yeni hastalığı “nomofobi” yani “no mobile phobia”... Cep telefonsuz kalamama hastalığı...
İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre 13 milyon kişi cep telefonundan uzak kalma korkusuyla yaşıyor... Şarjları bittiğinde, kontörleri tükendiğinde, telefonlarını kaybettiklerinde ya da kapsama alanı dışına çıktıklarında endişeleniyor ve paniğe kapılıyorlar. Biz Türkler’in içindeki cep telefonu aşkı da bambaşka... Telekomünikasyon Kurumu’nun yaptığı araştırmaya göre Avrupa’da cep telefonları ortalama iki yıl kullanılırken, Türkiye’de kullanıcıların yaklaşık yüzde 20’si 6 ayda ya da en geç bir yıl içinde cep telefonunu yeniliyor. Hatta tek bir telefonla yetinmeyenlerin sayısı da az değil. Bir restorana gittiğinizde artık masanın üzerine iki telefon konuluyor. Biri iş, diğeri ise özel hayat için... Mesajlaşmaktan parmakları yara olanları da unutmamak lazım. Tüm bu gelişmelere rağmen “Cep telefonu olmadan ne yapıyor muşuz? Onsuz nasıl yaşanır ki?” soruları son günlerde daha yüksek sesle söylenir oldu. Ben de birçok insanın yapmak isteyip de yapamadığını yaptım. Cesaret edip, cep telefonumu bir hafta kapattım. Ama...
Günlerden cuma... Herkese durumu açıklayan bir mesaj atıyorum.
Saat 24.00’ü gösterdiğinde telefonumu kapatıp, sevgilime teslim ediyorum. Ne olur ne olmaz... Zorda kalırsam ona “sarılmaktan” korkuyorum.
Telefon yerine çalar saati sabah 10.00’a ayarlıyorum. Malum toplantı var. Heyecanım ve merakım birbirine karışmış durumda uykuya dalıyorum...
Uyuyakaldım... Saati kapatıp uykuya devam etmişim.
Her zaman başucuma koyduğum sevgili cep telefonuma doğru bir hamle yapıyorum, “İşe geç kalacağım” demek için... Telefonsuz olduğumu unutarak...
Evde de telefon yok. Başa gelen çekilir... Hızla üzerimi giyinip, telefon kulübesi aramaya koyulurum.
En son nerede bir kulübe gördüğümü hatırlamaya çalışıyorum. 15 dakika sonra kulübeye ulaşıyorum. Hiçbir zaman kartım olmadı ki benim!..
Ama ilk günden pes etmek olmaz... Bir 15 dakikam da kart aramakla geçiyor. (Bu arada kart parası da hiç az değil.) Ve en sonunda işe geç kalacağımı haber vermeyi başarıyorum.
Röportaj yapacağım insanın numarası sadece cebimde kayıtlı olduğu için başkalarını arayıp yeniden numarasını almam gerekiyor.
Elim sürekli normalde çalışma masamda hemen elimin altında duran cep telefonuma gidiyor.
Bugün pazar... Askerdeki kardeşimi aramam gerek...
Gözüm masanın üzerinde duran sevgilimin telefonuna takılıyor. “Bir kere kaçamaktan ne çıkar” diye geçiriyorum içimden...
Kim yürüyüp de telefon kulübesine gidecek şimdi...
Kapının arkasından gülerek çıkan adam bütün planlarımı alt üst ediyor. Bana yine kulübe yolları görünüyor. Her aramadan sonra kartı almayı unutup, yarı yoldan geri dönmek zorunda kalıyorum.
Yolda bağıra bağıra cep telefonuyla konuşanlar sinirlerimi bozuyor!..
Neden bu deneyi yapmaya gönüllü oldum ki!..
Öğlen iş çıkışında Nilgün’le -ki kendisi en iyi arkadaşım olur- buluşmak için sözleşiyoruz.
Randevu yerine gidiyorum. Gelmemiş... Gayet cool bir şekilde oturup, beklemeye başlıyorum.
15 dakika geçiriyor kimse yok, yarım saat geçiyor kimse yok. Kafedekilerden telefonu kullanmak için izin isteyip, Nilgün’ü arıyorum.
Telefondaki sesin cevabı; “Kusura bakma işlerimi bitiremedim. Telefonun olmadığı için sana haber veremedim. Yarım saat sonra oradayım” oluyor.
Paşa paşa yerime gidip, beklemeye devam ediyorum.
Daha önceden bilseydim o sırada başka işlerimi halledebilirdim.
Röportaj için verilen adresi not alıyorum. Gazetenin aracıyla gitmek için 15 dakika beklemem gerek ama o kadar vaktim yok.
Taksiye biniyorum. Adresi bulmak için telefon açmam lazım... Doğal olarak açamıyorum. Keşke aracı bekleseydim. Herhalde röportaja bu kadar geç kalmazdım!..
Akşam barda 300 kişinin arasında sevgilimi bulamayınca, garsonlara onu tarif ediyorum.
Bana ilk önce başka birini gösteriyor, sonra yine yanlış insanı işaret ediyor. En sonunda barın telefonu imdadıma yetişiyor.
Barda Sting çalıyor, benim şarkım ise çoktan belli; Bitsin artık bu çile, çekemem bile bile...
Mesaj atmayı özledim. Yarı yolda arkadaşlarımı arayıp “Sana geliyorum müsaitsen” demeyi özledim. Korkusuzca dışarı çıkıp, arkadaşlarımla buluşmayı özledim. Çevremdekileri sürekli birileri arıyor. Beni arayan yok. Mutsuzum...
Bugün cep telefonsuz son günüm. Sabah doktora gidip, işe öyle geçeceğim. Yolda kaza olmuş. Malum burası İstanbul. Kaza olmadan, trafik tıkanmadan bir günümüzün bile geçmesi imkansız. Doktora geç kalacağımı haber veremiyorum...
Günde 15 mesaj tehlikeli
Araştırmalara göre fazla cep telefonu kullananlar, cep telefonlarından ayrıldıklarında korku ve kaygı duygusu, sürekli yorgunluk, hatta panik gibi psikolojik sorunlarla karşılaşıyor.
Cep telefonu bağımlılığı internet bağımlılığından bile daha tehlikeli. Çünkü bilgisayarın başından kalkma imkanı varken cep telefonları sürekli insanların yanında bulunuyor. Hatta yatarken yastığının altına bile koyan var.
Peki bir cep telefonu sahibinin ’mesaj bağımlısı’ olduğu ne zaman anlaşılır? Araştırmacılara göre; eğer bir kişi günde 15’ten fazla mesaj gönderiyorsa ve geceleri bile cep telefonunu kapatmıyorsa, durum ciddi.
Babamda kullanmıyor, ben de
Elimde telefon taşımak hiç bana göre değil. İş bağlantılarım belli, beni arayanlar evimdeki sabit telefona mesaj bırakıyorlar sonra ben kendilerine geri dönüyorum. Arkadaşlarımla bir yerlerde buluşup sohbet etmeye çalışıyoruz. “Çalışıyoruz” çünkü cep telefonları bir türlü rahat vermiyor. Bence herkes telefonsuz hayat yaşayabilir, eskiden nasıl yaşanıyordu... Ben randevu saatlerimi ve adreslerimi önceden belirlerim ve bir aksilik yaşadığım olmamıştır. Belki de hiç kullanmadığım için, bağımlılık yapmadığından böyle düşünüyorum. Babam da cep telefonu kullanmaz, ama birbirimizle bağlantımız hiç kopmuyor.
Evde sabit hat yerine cep telefonu tercih ediliyor
Türkler’in yüzde 82’si yeni cep telefonu kullanmayı tercih ediyor.
Türkiye ikinci el cep telefonu kullanımında ise yüzde 18’lik oranla dünya lideri.
Katılımcıların yüzde 92’si bir cep telefonuna, yüzde 7’si iki, yüzde biri ise üç cep telefonuna sahip.
Yüzde 79’lık bir kesimin bir SIM kartı, yüzde 18’inin ise 2 SIM kartı bulunuyor.
“Evde hem sabit hem de cep telefonu kullanırım” diyenlerin oranı yüzde 72, “Sadece sabit telefon kullanırım” diyenlerin oranının yüzde 11...
Mobil operatör seçerken fiyatına, kapsama alanına, müşteri hizmetlerine, servislerin güvenilirliğine ve kalitesine değil, çevresindeki insanların hangi operatöre sahip olduğuna bakılıyor.
Türkiye’de abone başına gönderilen SMS sayısı diğer Avrupa ülkelerine göre oldukça yüksek. Haftada bir SMS gönderme oranı yüzde 78. Bu dünyada en yüksek oranlardan biri. Gençlerin yüzde 75-88’i günde en az bir SMS atıyor, yüzde 54’ü SMS alınca cevap gönderiyor.
2006’da 17 milyar dolar olan mobil eğlence pazarının 2011’de 77 milyar dolara ulaşması bekleniyor.




