Haberin Devamı
Ey cumhuriyet savcıları, hâkimler, yüksek yargı mensupları; sözüm size abiler, ablalar... Gelin anlaşalım:
Bugünden sonra ben sizin işinize karışmayayım; siz de benim işime...
Örneğin bu sütun aracılığıyla birilerine ağır hakaretlerde bulunayım; kesmezse küfredeyim, tehdit edeyim... Yola çıkıp araba yakayım... Bir iki tane yetmez, işlemişken seri cinayet işleyeyim...
Ama siz benim bu işlerime sakın karışmayın; olur mu?
Çünkü söz, ben de sizin işinize karışmayacağım!
Bugün 1 Nisan ya... Eminim birçoğunuz, saçma bir “şaka” yaptığımı düşünüyorsunuz!
Evet; haklısınız, bir hukuk devletinde mevkisi makamı ne olursa olsun, hiçbir vatandaş böyle bir söz söyleyemez... Bu ancak bir “şaka” konusu olabilir!
Ama sadece “hukuk devletleri”nde...
“Hukukun üstünlüğü”nün yok sayıldığı ülkelerde ise, mantık aynen böyledir:
“Ben yargının işine karışamam, onlar da benim işime karışmasınlar!”
Aşırı alkollüsünüz ve arabanızın direksiyonuna geçtiniz...
Bastınız gaza gidiyorsunuz ki; trafik polisi durdurdu. Adamın ağzınıza uzattığı boruya üflemek yerine, “Bak polij kardejjj... Ben senin ijine karıjmıyorum; reja ederim sen de bana karıjjma” diyebilir misiniz?
Deseniz bile polis bunu ciddiye alır mı?
Kısacası, bırakın yargıyı; polis için bile bu cümleyi kuramazsınız...
Üstelik bu sözü söyleyen kişi, öyle sizin benim gibi sıradan bir vatandaş da değil; bu ülkenin Başbakanı...
Yani; “demokrasilerin olmazsa olmaz ilkesi ‘kuvvetler ayrılığı’nın uygulamakla yükümlü” kişi...
Kendisine Ergenekon savcılarının görevden alınması konusunda ne düşündüğü sorulmuş, yanıtı “Ben yargının işine karışamam, yargı da benim işime karışmamalı” olmuş...
Tamam; demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır. Yasama, yürütme, yargı organları, birbirlerinin görev alanlarına müdahale edemez.
Ama demokrasilerde “hukukun üstünlüğü” diye başka bir ilke daha vardır...
Buna göre; yasama, yürütme ve hatta yargının kendisi bile, yargı organlarının denetimine tabidir.
Eğer siz “yürütme organı”nın başı olarak, “Ben yargıya karışamam, o da benim işime karışmasın” derseniz, demokrasiye yeni bir “tanım” getirmiş olursunuz!
Yargı; “yürütme organı”nın işine bal gibi karışır. Yaptığı bir yanlış varsa düzeltir, yasalara uymayanları cezalandırır.
Aksi halde; “yürütme organları”, diktatörlüğe dönüşür!
Evet; bu yazı, kesinlikle 1 Nisan şakası değil.
Zaten bu ülkede özel bir 1 Nisan şakası yapmaya da gerek yok...
Çünkü her günümüz şaka gibi!
SEÇİM!
2007’de milletvekili genel seçimleri...
2009’da yerel seçimler...
2010’da referandum için sandık başına gittik.
2011’de tekrar milletvekili seçimleri var.
Önümüzdeki üç yılda bir kez cumhurbaşkanlığı, bir kez de yerel yönetimler için sandık başına gideceğimizi biliyorduk ki...
Başbakan dün bunlara bir de “başkanlık sistemine geçmek için anayasa referandumu” ekledi.
Yani; yılda bir kez sandık başına gider olduk!
İyi de; neden dünyadaki demokrasi sıralamasında durmadan geriliyoruz?
Seçim sandığı demokrasi getirmeye yetmiyorsa; sorumluların başka yerlere odaklanması gerekmez mi?
GÜNÜN SORUSU
Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” isimli kitabının taslağı, mahkeme kararına karşın dün internete konuldu ve birkaç saat içinde on binlerce kişi tarafından indirildi... Sorum; bu kitap taslağını bulunduranların Ergenekon sanığı haline geleceği yolunda karar alan mahkeme heyetine:
Şimdi ne yapacaksınız?
Evraklar gözaltında sahipleri serbest!
Misyonerlikle ilgili bilimsel çalışmalar yapan altı ilahiyatçının evleri ve ofisleri, önceki gün yapılan baskınlarda didik didik arandı.
Bavullar dolusu evrağa el konuldu.
Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’ın verdiği bilgiye göre; el konulan evraklar sadece misyonerlik hakkındaki çalışmalarla sınırlı değil...
Örneğin Beyaz’ın Nurculuk hakkındaki bir kitap çalışmasının taslaklarına da el konulmuş. Sadece bununla sınırlı kalınsa yine iyi: Aile fotoğrafları, özel hayata ilişkin günlükler şimdi polisin elindeymiş...
İşin ilginci; evleri ve büroları talan edilen bu ilahiyatçıların biri bile gözaltına alınmadı!
Diğer bir deyişle; tüm yazılı ve görsel evrakları gözaltında, kendileri serbest!
Böyle bir “gözaltı” yönetimi, hukukun neresinde var; anlayamıyorum!

