Büyük camialar, her şeyden önce köklü bir geleneği temsil eder. Tarihe damga vuran geçmişi, ülke sporuna yaptıkları katkı, bu anlamda üstlendikleri misyon ve sorumluluklarıyla her dönemde öncü, önder ve örnek olmak gibi yükümlülükleri de vardır büyük camiaların.
Dönemsel olarak büyük takımları oluşturmak, hatta içte ve dışta onur verici üst düzey başarıları bile yakalamak, bazen büyük camiaların büyük kulüp kimliğiyle buluşmalarını beraberinde getirmez. Büyük kulüp olmak ayrı bir yeterliliktir. Yalnızca ekonomik anlamda güçlü durmak da yetmez. Güvenilirlik, inanılırlık, uyum, disiplin, otorite, çağdaş yönetim anlayışı, planlı, programlı ve sistemli çalışma, sözleşme gereklerini yerine getirme, çalışanlarını mağdur etmeme, gelecekle ilgili doğru projelerin üretilip uygulanması, sportif anlamda başarı da büyük kulüp yeterliliğinin olmazsa olmazlarıdır.
Kaos bitmiyor
Bu anlamda bakıldığında ve duygusal yaklaşımlar bir kenara bırakıldığında, saygı duyulması gereken tarihsel kimliği, bir asırlık geçmişine karşın G. Saray'ın büyük kulüp olmak yolunda çok önemli aşamalar yaşadığı söylenebilir mi?
Sanmıyorum. Hele de son dönemlerdeki açmazlarıyla G. Saray, sürekli kaos içerisinde olan, yaşı büyürken yeterlilikleri azalan ve küçülen bir sürecin içerisine sokulmuş durumda.
Bugünün acı gerçeği şu; G.Saray bir yandan 100 yıldır Türk sporuna hizmet vermenin gururunu yaşıyor. Diğer yandan gırtlağına kadar borca gömülmüş, oyuncusunun transfer taksidini ödeyememenin ve önünü görememenin sancılarını yaşıyor. Daha vahimi, özel bir anlamı olan 100. yılda, sportif açıdan hiçbir ciddi hamleyi yapamamış, adeta yerinde sayıyor.
G. Saray'ı yalnızca futbol takımından ibaret görürseniz, tüm olumsuz koşullara karşın ligdeki bu konum size yeterli gelebilir. Ama G. Saray, her ne kadar lokomotifi o olsa da yalnızca futbol takımından ibaret değil. 11 dalda 703 sporcuya sahip devasa bir spor ordusu. Ancak o ordunun, dalya aşamasının yaşandığı bu günlerde G. Saray adının büyüklüğüyle örtüşen -kürek ve biraz da yelken dışında- hiçbir uluslararası başarısı yok
Üvey evlat gibi
Amatör branşlar çoktandır dışlanmış. Alenen üvey evlat muamelesi görüyor. Kulüp ekonomisindeki paylan %5'i zor buluyor. Çoğu, bırakın uluslararası arenayı ya da ülke çapındaki başarıyı, ayakta kalabilmeyi bile basan görüyor!
Örneğin basketbol ve voleybolda. Futboldan sonra ülkenin iki ve üç numaralı spor dallarında G. Saray'ın artık hiçbir yeterliliği kalmamış. İki branşta da erkek takımları liglerinin 12. sırasında. Bayan takımları, basketbol liginde 10, voleybol 2. liginde 3. durumda.
Binicilik ile yeni yapılanan judoda kulübün varlığıyla yokluğu belirsiz. Hadi hakkını yemeyelim, G.Saray'ın milli takımlara seçilmiş sporcuları da var. Örneğin atletizmde. Ama 10 milli atletin de uluslararası platformda esamesi yok. 2004'te 2 Türkiye birinciliği, 1 üçüncülük, 4 ikincilik alabilmişler. Mesela yüzmede de G.Saray olimpiyata katılan Türk kafilesine 5 sporcu vermiş, dereceler içler acısı. Uluslararası alanda en iyi performansın sahibi emektar Derya Büyükuncu, Avrupa 7.'si Ve Özlem Taşkın, 800 metre sırtüstünde Avrupa IS.'sü.
Kürek olmasa
Sutopu takımı ülkede başarılı. Geçen sezonun lig ikincisi, Türkiye Kupası sahibi. 15 milli sporcusu var. Bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmış, tarihin en başarılı sonucunu almış, yani 2. turda elenmiş. Briçte daha önce 3 kez Türkiye şampiyonu olan takım, 2004'ü başarısızlıkla kapatmış. Ancak yine de 3 oyuncusu Briç Olimpiyaları'nda Türkiye'yi temsil etmiş. Yelken biraz daha iyi. Lazer sınıfında Donanma Kupası birincisi Alp Alpagut, İtalya'daki bir uluslararası yarışmayı da 1. sırada tamamlamış.
Uluslararası arenada, tüm dallar içerisinde sadece kürek G.Saray'ın yüz akı. Emre Vural-Ahmet Yumrukaya ikilisi Poznan'da 2 çifte hafif kiloda 23 yaş ata Dünya Şampiyonu, Belçika'da 2. olmuşlar. O yarışmada 8 tek ekibi yarışlarının en iyi neticesini yapıp, Belçika Başbakanı tarafından kabul edilmiş. Milli takım formasıyla yarışan Uğur Kılıç ile Cem Yılmaz 2 çifte hafif kiloda ilk sırayı almış.
Bu tabloya bakıldığında, dalya aşamasındaki G.Saray'ın sportif anlamda ne denli başarısız olduğunu sanırım açıkça görebilirsiniz. Özel dönemler, özel atılımlar ve kalıcı basanlarla taçlandırılırsa anlam kazanır. Oysa G.Saray bu alanda da ciddi bir yetersizliği yaşıyor ve 100. yaşını kutlamaya hazırlanan bu köklü camiaya, yakın geçmişte uluslararası alanda ve tek dalda kimlik ve teselli bulmak galiba pek yakışmıyor.
Tablo umutsuz
Ama G.Saray'a bu süreçte, sportif başarısızlığın da ötesinde yakışmayan o kadar çok şey var ki. Örneğin yönetim içindeki çekişmeler. Su yüzüne çıkan-çıkmayan çatışmalar. Her şeyin adandığı futbolda, transfere dönük abukluklar. Artık bizzat Hagi yönetiminden yakınıyor ve "Devre bitince 3 oyuncu sözü verildi. 2. yarı hazırlıklarına başladık, hâlâ da alman yok" diyor. Stat konusu yıllardır bir yılan hikayesi. Millet masal dinlemekten bıktı, icraat istiyor. Kulüp gırtlağına kadar borca gömülmüş. Bütçedeki delik bir türlü yaranamıyor. Son rakam 220 trilyon. Camia, yönetim, oyuncu huzursuz. Gidişat kötü. 100. yıldaki tablo maalesef biraz umutsuz.
Aslına bakarsanız, o köklü ve güçlü camianın temsilcisi, temelde bir türlü çağdaş anlamda büyük kulüp olamamanın sancılarını çekiyor. Yılların sorumsuzluklarının bedelini ödeyerek. Ve yeni sorumsuzluktan da o bedelin üzerine ekleyerek.
İşte 100. yıl gerçeği
Büyük camialar, her şeyden önce köklü bir geleneği temsil eder
Haberin Devamı

