Başbakan Davos’a gelip ne diyecek?

Haberin Devamı

Türkiye’de birkaç gündür tartışılıyor; Başbakan Erdoğan, Davos’a neden gelmiyor? Neden gelmediğini kendi algılamama göre sizlere aktaracağım...

Bunun yapmadan önce içeriye de göz atalım. Türkiye’de bu seneki toplantı algılatılırken; “zirveye damgasını vuracak ülke” iddiası ortaya atılıyor ama maalesef gerçek biraz farklı... İşin özü; Türkiye “konu dahi” edilmiyor... Bir gala yemeği düzenlenecek, ona da Türkiye’den gelenler katılacak, kısacası toplantının adı: “Kendin pişir, kendin ye!” Her neyse, uçan kuşun kanadı kırılmaz, büyüklerimiz ne diyor; Davos’a, Türkiye damgasını vuracak!!

Başbakan’ın neden gelmediğine gelince...

2006 yılındaki konuşmasını hatırlayalım Sayın Erdoğan’ın... Ne demişti; “Türkiye’de ekonomik mucize yarattık, bakın borsa endeksi bile nerelere geldi, 46.000’i de gördük” ...

O zaman itiraz etmiştim; bu yükselişin iktidarla alakası yok, yüksek petrol fiyatının sağladığı marjinal faydayla dünya piyasaları genleşiyor, Türkiye’de bundan bir miktar nemalanıyor!

Aradan 24 ay geçti, Dünya piyasaları Kasım 2007’ye kadar genleşti. Kasım başından itibaren “yüksek petrol fiyatı piyasalara marjinal fayda sağlamaz” oldu ve genleşemeyen sistem; “büzüşmeye” başladı... Bir baktık “bizim ekonomik mucize de” uçtu, gitti! Dünya borsaları zirvelerine göre % 10-15 geri çekilirken, İstanbul Borsası gördüğü zirve olan 58.000-60.000 bandından 42.000’e kadar geri çekildi. 16.000 puan üstünde “sert ve çok hızlı” düşüşle şirket değerleri “dörtte birden fazla eridi”... Dünya durdu, Türk sermaye piyasası durmadı, uçurumdan yuvarlandı...

Bu noktada soralım; bütün dünya borsalarının şaha kalktığı, dünyanın en ücra köşesine bile para yağdığı bir dönemde “borsayı 46.000 yaptık” diyen Başbakanımız, şimdi Davos’a gelip ne diyecek! Adama “ne oldu mucize” demezler mi?

Sevgili dostlar, dünya piyasalarında “büzüşme” geldiği tezini “Kasım 2007’den beri net olarak sizlere” aktarmaya çalışan bir “can” olarak, uzun süredir hatta 2003’ten beri aynı cümleyi tekrarlıyorum; Türkiye’nin kendine özgü, yarattığı bir mucize yok! Dünya çalarsa biz “oynarız.” İşte yaşananlar “takke düştü, kel göründü”.

Sonuç 1: 16.000 puanlık bir düşüş, şirket değerlerinin dörtte birden fazlasının “erimesi”... Anlayana aslında nasıl bir kaygan zemin üzerinde durduğumuzu “gösteren”, korkunç bir gelişme. “Ne olmuş, borsa düşmüş, kaç kişinin kağıdı var ki” demeyin. Şöyle düşünün; 100 birim değerden kendi hisselerinin rehin vererek borçlanmış bir şirketimiz, piyasa değeri 70 birime gerileyince, teminat açığına düşecek. Böyle bir yapı içinde “krediyi” geri çağırmak artık tamamen borçlandığı yabancı bankanın insafına kalmış... Onun kredisi geri çağrıldığında “içeride yaratabileceği” zincirleme reaksiyon da “işin ikincil” kısmı... Bu noktada “ama dolara” bir şey olmuyor demek ki; ekonomi sağlam diyenlerin tezine gelelim. Dünyanın en yüksek faizini ödediğiniz için “dolar kurunda olayları” fazla hissetmiyoruz. Dolara bir şey olmuyor ama “bunun karşılığını” Türk Devleti ve Türk Halkı, milyar dolarlık faturayla ödüyor. Bu noktada “yönetim işi bilse” kura bir şey olsun tercihini yapıp, “faturayı düşürmeyi” dahi düşünebilir. Olayın nasıl akacağı “tercih meselesidir”...

Sonuç 2: Bir dağ düşünün, tepesinde bir adam var. Uzaktan bakınca orada sağlam duruyor görünüyor. Aslında “kemikleri eriyor”. Kemikler yok olana kadar uzaktan hep “iyi” görünecek. “Döviz piyasamızda” dalga boyunun küçük olması da bu mantık... Dışarıdan “sağlam” duruyoruz ama “ödediğimiz maliyet“ eriyen kemiklerimizi temsil ediyor...

Son söz: 2006’da dünya piyasalarındaki konjonktür ile “Davos’a gelip hava yapanları” şimdi de bekliyorum...Gelin “borsayı 42.000 yaptık” deyiverin... Veya hiç bir şey demeyin ve susarak şunu kabullenin; artıştan sizden değildi, düşüş de sizden değil... Konjonktürel yapı “içinde sizler etkisiz” elemansınız...

DİĞER YENİ YAZILAR