Bugün, siz bu satırları okurken 1.851.326 genç yüksek öğretime geçiş sınavında soru çözüyor. Ülkenin farklı noktalarında, bambaşka okulların bambaşka sıralarında , bambaşka hayallerle çözüyorlar bu soruları.
Bir okul kazanmak, başarıyı, önce kendilerine, sonra ailelerine sonra da çevrelerine ispat etmek için, geleceklerini kendilerince garantiye almak için, bu ülkede bir işe girebilmek, eskilerin deyimiyle “bir baltaya sap olabilmek için”, tanımadıkları birilerinin hazırladıkları soruları çözmeye çalışıyorlar.
Adayların 800.810’u halen bir ortaöğretim kurumunda okuyan öğrenciler... Geri kalanı ya başka bir üniversiteyi kazanmış ama orada olmaktan mutsuz ya da herhangi bir öğretim kurumuna girmeyi başaramamış öğrenciler... Bu öğrencilerin sayısı 561.460. Şanslarını bir daha denemeye karar verenlerin sayısı ise 560.763.
Arkalarından ailelerinin hayır dualarını alarak, okunmuş pirinçler yutarak; bir şişe su, bir paket çikolata, ucu iyi açılmış en az iki yumuşak kalem ve piyasanın en güzel silen silgisiyle üç saatlik sınava giren bu gençlerin hayatla ilgili tüm idealleri bu sınavlara bağlı.
Üstelik bugünkü sadece bu yola bir geçiş...
Öğrencilerin işi zor
Bir de haziran ayında yapılacak (LYS) lisans yerleştirme sınavları var ki onlar da öğrencilerin girecekleri okulları belirleyecek. Başarı oranları baraj geçmeye göre hesaplandığı için birkaç gün içinde açıklanacak yüzdeler size yüksek gelebilir ama bu sonuçlar sizi yanıltmasın. Bu sınav genel bir altyapıyı ölçüyor, LYS ise tamamen bilgiye dayalı. Biliyorsan başarılısın, bilmiyorsan değilsin, gibi net ama bir o kadar da bulanık bir sonuca taşıyor toplumu. Matematiksel olarak muhakkak net bir sonucu olsa da sosyal ve özellikle de psikolojik açıdan elde edilen verinin adına ne kadar sonuç denir, işte o biraz tartışılır.
Kendi alanım olduğu için Türkçe sorularını her sene çözerim. Türkçeyi anlama gücünü, parça-bütün ilişkisi kurabilmeyi ölçen bu bölümde dil bilgisi sorularının sorulmasını çok doğru bulmuyorum aslında. Bu tür sınavların, okuduğunu anlayan, analiz sentez yapabilen; sorun çözme, yeni bakış açıları geliştirme özellikleri olan gençleri belirlediğine inanmıyorum.
Geçen yıl çıkmış bir Türkçe sorusunda verilen bir metinde hangisinin olmadığı sorulmuştu, şıklar ise şöyleydi: İyelik eki almış sözcük, geçişsiz çatılı yüklem, isim-fiil eki almış sözcük,belirtisiz ad tamlaması, sıfat tamlaması.
Bu tür bir soru ezberlenerek çözülemez. Bunu çözmek için çok iyi dil bilgisi bilmek gerekir. Peki dili anlamak yerine, dilin gramer ayrıntılarını A’dan Z’ye bilmek hangi başarıya ölçüdür?
Bugün sınava giren 1.851.326 gencin sadece Türkçeden bu kadar ayrıntıyı bilip bilmediğini bilemeyiz. Buna fen, sosyal, matematik derslerinin ayrıntılarını da eklersek bu öğrencilerden farkındalığı yüksek olanların, işinin zorluğunu daha iyi anlarız.
Düşünmeyen, düşündürülmeyen, yazmayan, kompozisyon bile yazdırılmayan, tartışmayan, tartıştırılmayan, gazete okumayan, gündemi takip etmeyen, kitap okumayan, büyüklerin sohbetine katılmayan, dünyadan haberi olmayan ama dil bilgisi kurallarını ya da matematik formüllerini ezber bilenler bugün başarılı olurlar, hiç kuşkunuz olmasın.
YGS
Haberin Devamı

