Kutsal günlerde, hayatı daha çok sorguluyoruz sanki... Kendi kendimize kaldığımız, yaşadıklarımızı süzgeçten geçirdiğimiz, gelecek için daha doğru planlar yaptığımız günler oluyor biraz da bugünler... Hiçbir şey yapamasak da kendi dünyamıza daha çok döndüğümüz, kadere daha çok inandığımız zamanlardayız.
Hayatı, aşkı, yarım kalanları sorguladığımız, kendimizi dinlediğimiz, ruhumuzu dinlendirdiğimiz günlerde...
Tam da bu dinginlik içindeyken bir kitaba rastladım, ne var ne yok her şey ayağa kalktı hayatla ilgili.
Ertürk Akşun, Yarım Kalan Hikayeler, Aşklar, Hayatlar adlı bir kitap kaleme almış. Yarım kalan aşkların hikayeleri var kitapta.
Her yarım kalan aşk, bir şaire ithafen anlatılmış. Anlatılan hikayelerin içinde ve sonundaki imzasız şiirler, yazara ait... Hem yazar hem şair yani Ertürk Akşit... Hem yarım kalan hikayeleri var hem aşkları. Gerçi kitapta bir tanesini anlatmış. Belki de tektir yarım kalmışlığı, belki de çoktur, ama en değerlisi anlatmaya değer bulduğu budur.
Aşk insanı şair yapar
Aşklar unutulmuyor.
Ya da belki de aşkın kendisi unutulmayan, aşık olunanlar unutulmamaya yalnızca birer vesile... Şiirler gibi...
Birine aşık oluyor şair, sonra bir şiir yazıyor; kadının ya da adamın kim olduğu önemli olmuyor şiirde, yalnızca yaşanan, yaşanamayan, tamamlanmış ama daha çok yarım kalmış aşka kilitleniyor okur, kendi yaşanmışlıklarını arıyor dizelerde...
Aşklar da biraz şiir gibi olduğundan herhalde... Şairler, en sağlam aşıklar değil midir? Yaşadıkları acıları öyle bir yazarlar ki seneler geçer, edebiyat tarihinde, kişilerin akılları ve gönüllerin de yer ederler, asla unutulmazlar. Ne yazdıkları ne de yaşadıkları...
Aşk, insanı biraz şair yapar da ondan.
Onu yaşarken anlatmak istemezsiniz.
Ya bittiğinde ya yarım kaldığıunda ya da hiç başlamadığında deli eder sizi...
Yazasınız gelir. Anlattıkça daha çok sever, acı çeker, sogularsınız onu.
Ya kendi hikayelerinİzi ya da başkalarından dinlediklerinizi yazarsınız.
Yazdıkça daha çok yaşarsınız.
Hayatın durgun bir su gibi kendi yatağında dinlendiği bu manevi ve sıcak günlerde bu kitabı okuyunca kaderi bir kez daha sorguldım.
Kader, Tanrı’nın bilme gücünün en güzel ispatı...
Bize verdiği akılla yapacağımız seçimlerimizin nereye gideceğini, nasıl sonlanacağını bizden önce biliyor.
Biz; önümüze çıkan yolları, işleri, kişileri kendi irademizle seçiyoruz. Duyguları ve aklı dengeleyerek bir sonuca varabilirsek ne mutlu bize...
Yok, bu ikisinden yalnızca biriyle hareket eder, iç sesimize sus dersek, muhakkak yarım kalan bir hikayemiz oluyor.
İyiye, güzele odaklanmak
Zaman geçince yaptığımız hatayı unutmayı, yaşanan güzellikleri hatırlamayı seçiyoruz.
İnsanın kendine verdiği en güzel armağan da bu değil midir zaten? Çirkin, yanlış, kötü ne varsa unutmak; doğruya, iyiye, güzele odaklanmak... Bu sebeple yarım kalmış ne varsa hayatımızda, sadece yarım kaldığı için ve zihnimiz bize böyle bir oyun oynadığı için güzel...
Bu sebeple yazmak istiyoruz onları...
Bu sebeple hep değerli kalıyorlar.
Daha büyük yanlışları yaşanmadığı, için yarım kalarak bilmediğimiz ne varsa bizi onlardan koruduğu için...
Yaptığımız doğru seçimler, bizi hayata daha çok bağlıyor; yanlış seçimlerimizse bizi daha çok yazar ya da şair yapıyor.
Çok sade bir dille, çok sade ve yarım kalmış hikayeler anlatılmış kitapta.
Hayatı dinlediğim şu günlerde, kaderi ve hikayeleri bana yeniden sorgulattığı için kitabı çok sevdim. Destek Yayınları’ndan çıktı. Okuyun derim.
Yarım kalan hikayeler, aşklar hayatlar
Haberin Devamı

