Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Takvim yapraklarının peşinde

Haberin Devamı

Eskiden saatli maarif takvimi her eve girerdi. Yılbaşı olmadan yenisi alınır. 1 Ocak’tan başlanarak takvimin yaprakları her gün sırayla koparılır, namaz vakitlerine, günün ne kadar kısaldığına ya da uzadığına, bugün tarihte neler oldu bölümüne bakılır; hayat oradan takip edilirdi. Her evde ve ellerde telefon olmadığı için ev hanımları bugün ne pişirsem sorusunun cevabını bu yaprakların arkasındaki önerilerde ararlar, bebek bekleyen annelerse isim önerilerini değerlendirirlerdi. Ev hayatını kolaylaştıracak küçük ipuçları yine bu sarı, eski yüzlü, dost sayfaların ardına gizlenmişti. Takvimin yaprakları bazen birikir, annelerin en büyük dinlencesi evlerinden arta kalan zamanlarda bu birikmiş sayfaları okumak olurdu.
Bu takvimler meraklısı için hâlâ var ama onu alıp gün gün okuma sabrını gösterecek bir nesil kalmadı artık. Onun yerini internet sayfaları ve bilgiye daha kolay ulaşılabilen portallar aldı. Eskiyi seven ve nostaljiden keyif alanlar için bir köşe hazırlamak istedim bu hafta. Takvim yapraklarının birikmiş bilgileri gibi tarihin içine sızıp kalmış olanlara şöyle bir göz gezdirdim:

1657’de Osmanlının en büyük bilim adamlarından Cihannüma’nın yazarı Katip Çelebi aramızdan ayrıldı.

5 Ekim 1911’de İtalyanlar Gelibolu’ya girdi.
Yıllar sonra 1962’de dünyayı yaptıkları müzikle alt üst edecek Beatles''ın ilk çıkış yapan şarkısı ''''Love Me Do'''' piyasaya çıktı ve müzik dünyasını salladı. 10 Ekim 680''de Hazreti Muhammed''in torunu İmam Hüseyin, Kerbela''da şehit edildi. Aynı gün 1995’te, Garry Kasparov, rakibini bir ay süren satranç turnuvası sonucunda yendi. 1924 yılında dört yıllık TBMM yeni binasına taşındı. 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramı''nın ilk kutlama töreni bu binada yapıldı. Ekimin ilk on günü farklı yıllar ve yüzyıllarda bambaşka sonuçları, bambaşka başlangıçları getiren olaylarla hareketlenmiş ve günler dünyanın kaderini değiştirecek; kişilerin, ülkelerin tarihlerine geçecek olaylarla kayda geçmiş. Üstelik bu saydıklarım, olan bitenin sadece birkaçı...

Ekim 2005’te ünlü şairimiz Attila İlhan’ı da kaybettik

Ekim sarı yazı, pastırma sıcaklarıyla şairlere daha sıcak, daha dingin, daha kendilerine ait bir dünyayı armağan eden bir ay... Attila İlhan’a da Taksim’de eski Marmara Kafe’de, kafenin kapısından girdiğinizde karşınıza çıkan en uzak masada otururken rastlardınız. Başında kasketi, elinde kalemi, gözünde sizi görmeyen bakışıyla, aklındakileri önündeki beyaz kağıda dökerdi. Sizin ona baktığınızı fark ederse size kibar bir tebessümle cevap verirdi. Takvim yapraklarının ucunda küçük edebiyat köşeleri de olurdu bazen. Böyle değerli şairlerin bir beyti, bir dörtlüğü ya da ünlü bir düşünürün özlü sözü okuyanları bir kez daha düşündürürdü hayata dair... Takvim yapraklarının peşine takılmaya alışık bir nesil olarak, en güzel alıntıların da yine bu sayfalara yakıştığını düşünüyorum. Attila İlhan’ın Sen Benim Hiçbir Şeyimsin başlıklı şiirinin son bölümü bu yazının son satırları olmalı. Sizi bu ılık ve serin ekim günlerinde hayata ve aşka dair dair bir kez daha düşündürmeli. Bir takvim yaprağının arkasındaki son dizler gibi:
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak
Sen benim hiçbir şeyimsin.

DİĞER YENİ YAZILAR