Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Sonbaharda sarı sayfalar

Haberin Devamı

Hava hafif hafif bırakıyor elimizi, yağmurlar göz kırpıyor, bulutlar şehrin üstüne yığılıyor, sırtımızda bir şal, ruhumuzda yeni cümleler ihtiyacı... Sonbahar, tatlı, ılık ve sarı bir mevsim... Bu mevsimde yeni çıkanlarla beraber sayfaları sararmış eski kitapları da çekiyor insanın canı. Hatta okuduklarını yeniden okumak, başka bir gözle yorumlamak, araya giren yılların yarattığı farka bakmak istiyor. Eylüle en çok yakışacak romanlardan biridir Mehmet Rauf’un Eylül romanı. Türk Edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak edebiyat tarihine geçen bu eser, teknik olarak başarılı olmamakla beraber, sonbahar tasvirleri söz konusu olduğunda muhteşem ayrıntılar saklar. Süreyya Bey, karısı Suat’la babasının evinde oturmaktadır. Yaşlı, huysuz ve otoriter babadan çok sıkılırlar. Suat Hanım babasına ilaç gibi gelecektir. Ve Suat aslında daha romantik, daha derin ve beklentileri olan bir eştir. Bu düzen kısa bir süre sonra ona yetmemeye ve onu gizliden gizliye mutsuz etmeye başlar.

Necip ve Suat’ın hikayesi

Necip, ailenin dostu ve uzaktan akrabasıdır. Yalıda onlarla beraber yaşamaya başlamıştır. Kısa bir süre sonra Suat’la Necip arasında adı asla konmamış ve konmayacak olan, dile getirilemeyen, ama yok da sayılamayan bir bağ oluşur. Necip bu durumdan kurtulmak için elinden geleni yapsa da başarılı olamaz. Çareyi onların yanından ayrılmakta bulur. Yalıdan ayrılırken Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini gizlice hatıra olarak alır. Kısa bir süre sonra tifoya yakalanır. Aile bireylerinden biri yastığının altında bir eldiven bulur ve bunu Necip’i ziyaret etmek için evine gelen Suat’a gösterir. Suat, tam anlamıyla büyük bir dehşete kapılmıştır. Sessizlik ve utanç içinde kalakalır. Aynı temiz ve masum utanç Necip için de geçerlidir. Bu utancın gerisinde bu iki genci, birbirlerine itiraf edemeseler de hayata bağlayan büyük bir ümit saklıdır. Suat, daha çok gülümsemekte, Necip de her geçen gün kendini daha iyi hissetmeye başlamıştır. Sonbahar bütün haşmetiyle gelmiştir. Sarı yapraklarla dolu korularda saatlerce tek kelime konuşmadan kendi sessizliklerinin çığlığı içinde yürürler. Bu sessizlik en samimi ilan-ı aşktan daha güçlüdür. Aldıkları terbiye, yaşadıkları çevre ve önce kendilerine verdikleri söz, onların yasak aşkına engel olmaktadır. Bir gün evde çok büyük bir yangın çıkar. Herkes canını zor kurtarır. Etrafına korkuyla bakınan Süreyya karısını göremez. Suat, içerde dumanlar ve alevler arasında bir yerdedir. Ama nerede? Necip, hiç kimseyi dinlemeden kendini alevlerin arasında bulur. Suat’a ulaşacakken tavan çöker ve ikisi de çöken tavanın altında kalarak hayata veda ederler. İşte tam da bu bölüm, edebiyat tarihçilerince çok ciddi bir biçimde eleştirilir. Durağan, tasvir ve tahlillerle dolu bir omanın son bölümünün bu kadar aksiyonla dolu olması okuyucuyu şaşırtmaktadır. Belki doğrudur bu eleştiri. Ama aşk denilen duygu, bastırılmaya, yok sayılmaya, yaşanmamaya ne kadar dayanabilir ki?

DİĞER YENİ YAZILAR