Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Şehir ve sultanlar

Haberin Devamı


Osmanlı denince aklıma koca bira tarihten çok, uzun bir masal geliyor. Dökülen kandan, kardeş-evlat katlinden, çok eşlilik yerine saraylardan, gazellerden, mimariden, sanat musikisinden söz etmek geliyor içimden...

Söğüt’te başlayıp İstanbul’da biten bu masalın ana kahramanları padişahlar, yalnızca tarih kitaplarından ya da tarih öğretmenlerimizin kişisel meraklarıyla gelişen açıklamalarından tanıdığımız kişiler... 1299’dan 1922’ye kadar süren bu uzun masalın içinde, 36 padişahın ağzından çıkan her sözün ferman niteliğinde olduğu düşünüldüğünde bu imkansız gibi görünen gücün, gerçek olamayacak kadar büyük, masal kahramanlarına yakışır nitelikte olmasıdır belki de beni bu düşünceye sürükleyen.

Bazılarını da az tanıyoruz bu padişahların. Hele sultanlar hakkında neredeyse hiç bilgimiz yok. Oysa İstanbul’un en güzel mekanları, koruları, yalıları, onların adlarıyla anılır, onların hikayelerinden izler taşır. Esma Sultan bunların başında gelen sultandır. Saray çevresinde ve tarihi kayıtlarda, devletlu ismetlu Esma Sultan Aliyyetü`ş-şan Hazretleri olarak geçer. 1’inci Abdülhamit’in kızı olan Esma Sultan aynı zamanda 2’nci Mahmut’un kız kardeşidir. Yaşadığı dönemde seçkin zevk, giyime olan merakı ve hayata bakış açısıyla pek çok kadına örnek teşkil etmeyi başarmış bu sultan, aynı zamanda çok yenekli bir bestekardır. Bugün bir otelin işletmesi olarak en güzel davetlere ev sahipliği yapan, meşhur Esma Sultan Yalısı da ona aittir. İstanbul'un merkezinde yer alan, Divan Yolu üstündeki 2. Mahmut Türbesi de kız kardeşi Esma Sultan’a ait bir konaktır. Esma Sultan, adı unutulmamış ve zerafetle, sanatla, yenetekle anılan bir sultan olarak, yanmış ama yakta kalmış bir yalının adında bizi selamlamaktadır.

Naile Sultan, Osmanlı padişahı 2. Abdülhamit’in kızıdır. O da tüm Osmanlı hanedanı gibi yurt dışına gitmek zorunda kalınca malını mülkünü burada bırakmak zorunda kalmıştır. Esma Sultan Yalısı gibi bilinmese de ona Ortaköy’de ait bir koru bulunmaktadır. Bu korunun içindeki konak hâlâ ayaktadır. Yurda döndükten sonra satışa çıkan bu mülk, adı Naile Sultan Korusu olarak bilinen bir site halini almıştır. Adında sultan ya da paşa ünvanı olan büyün mekan ve semtler gibi burası da başka bir hikayenin parçasıdır.

Mimar Sinan’ın aşkını eserlerine yansıtması

Mihrimah Sultan ise Hürrem Sultan’la Kanuni Sultan Süleyman’ın kızıdır. Daha küçücükken Rüstem Paşa ile evlendirilir. Mihrimah Sultan’ın adı, İstanbul’daki bir camiide yaşamaktadır. Rivayete göre Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa ile evlendirildiği zaman ona deliler gibi aşık biri vardır, o da dönemin mimarbaşı Mimar Sinan’dır. Aşkına karşılık bulamayınca ve sevdiği kız başkasına verilince bu aşkı sonsuza kadar yaşatacak bir şaheser yaratmaya karar verir. Bu niyet onun kalbinde sonsuza kadar gizli kalacaktır. Padişahın emriyle bugün, Üsküdar’da olanca zerafetiyle göğe yükselen minaereleri ve asil duruşuyla herkesi büyüleyen Mihrimah Sultan Camii'ni sekiz yılda tamamlar. Yaptığı bu şahane iş, ona yetmemiştir. Bu sefer kendi iradesiyle başka bir yerde başka bir camii yapmaya niyet eder. Bu, tamamen sevdiği kadını anlatan özellikler içeren, sade, zarif ve küçük bir camii olacaktır.

Edirnekapı’da olan bu camii, özellikle minarelerindeki ince işçilik ve sanatsal yaklaşımla Mihrimah Sultan’ı tasvir eder. Kısa boyu, edalı havası, uzun saçları; bir minarenin üstünde toplanmıştır sanki... Derler ki 21 Mart’ta, gece ve gündüzün eşit olduğu o tek günde, Edirnekapı'daki bu caminin minaresinin arkasından güneş batarken Üsküdar’daki Mihirmah Sultan Camiinin iki minaresi arasından ay doğar.

Mihr, güneş; mah ise ay demektir. Mimar Sinan, kimseye söyleyemediği bu gerçeği kendi dilinde herkese ifşa etmiştir aslında. Bu elbette bir rivayet... Gerçekten böyle midir yoksa biz mi bu gerçeğe inanmak isteriz, bilmiyorum. Ama hiçbir sakıncası yok. Adları sitelerde, yalılarda, camilerde ve sokaklarda yaşayan bu sultanların hikayelerini merak etmek bile iyi bir tarih okuru olmanın ilk adımıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR