Anı türünü çok seviyorum. Hakkında çok az şey bildiğim ya da hiçbir şey bilmediğim birinin hayatında anmaya değer bulduğu ayrıntıları öğrenmek, onun hikayesinin arka sokaklarında dolaşmak, onun yaşadığı dönem hakkında bilgi sahibi olmak çok hoşuma gidiyor.
Bu hafta fotoğrafı sanat haline getiren İzzet Keribar’ın anılarını Zaman Gazetesi yazarı Rahime Sezgin kaleme almış.
Çok keyifli ve samimi bir üslubu var. Anı türü bir kitap yazmak çok kolay bir iş değildir. Yazdığım için daha iyi biliyorum. Okuyucuda, hazır malzeme, izlenimi uyandırabilecek anılar dile getirilirken insana bazen acı, bazen hüzün, bazen sevinç, bazen de mutluluk gibi farklı duyguları bir arada yaşatır. Anı yazmak, yaşanmışlıkları başkalarına anlatmak; gözyaşı dökülen, kahkaha atılan, korkulan, incinilen, hırpalanılan ne kadar ayrıntı olay varsa bunları tek tek hatırlamak ve hiç tanınmayan birine ya da birilerine anlatmak hiç de kolay değildir.
Ben böyle biriyim demek için yıllarca bekleyen, bu cümleyi kuramadan yaşama veda eden bu kadar çok insan varken, ben nasıl biriyim biliyor musunuz, sorusuna samimi cevaplar vermeyi tercih edenleri baş tacı etmek gerekiyor bence. ‘Ne kadar ilginçtir ki eskileri düşünmeye başladıkça insanın beyninin en uç köşelerinde sıkışıp kaybolduğunu sandığımız bazı hatıralar, yıllar sonra gayet net olarak su yüzüne çıkabiliyor.’
Toplumda öteki olmak
Bu cümleler anılarını bizlerle paylaşmayı tercih eden İzzet Keribar’a ait. Kitapta, 1936 yılında,İstanbul’da, Musevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen İzzet’in aile hikayesinden kesitler,o dönem İstanbul ve Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, İkinci Dünya Savaşının toplum üzerindeki etkisi, insanların hayat mücadelesi, İzzet Keribar’ın tahsil hayatı, askerliği, özel yaşamından bazı bölümler ve tabii fotoğrafçılığa nasıl başladığı, onu nasıl geliştirdiği Rahime Sezgin’in kaleminden,üçüncü tekil kişi ağzından anlatılmış.Kitabı renkli kılan en önemli nokta zaman zaman İzzet Keribar’ın anlatılanların arasına girerek, olanı biteni birinci ağızdan anlatması... Kitabı okurken bir toplumun içinde zaman zaman da olsa öteki olarak adlandırılmanın insana nasıl zorluklar yaşattığını, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Konsolosluğunun nasıl hareketlendiğini, Calal Bayar’ın fotoğrafını çektiğini; nasıl evlendiğini, baba olmanın ona nasıl bir mutluluk yaşattığını,hangi ülkelere gittiğini, gezip gördüğü bu yerlerin, oralardaki insanların hikayelerine kendi fotoğraf makinesinden nasıl baktığını da öğreniyoruz. Beni en çok etkileyen bölümlerden biri de teyzesinin Atatürk tarafından dansa kaldırıldığını anlattığı bölüm...
Doğan Kitap’tan çıkan bu kitapta kendisiyle ve hayatla yüzleşiyor.
Bizi de yüzleştiriyor
Anı sözcüğü, anmak kökünden türer ve anmaya değer bulunanlarla oluşturulan anı türü de insanı çeker.
Öteki ya da değil, ne fark eder!
Haberin Devamı

