RAMAZAN'IN ikinci günündeyiz. İster oruçlu olalım ister olmayalım, hepimizde çocukluğumuza dair sıcak anıların yeniden hatırlandığı, ailenin sık sık bir araya geldiği, büyüklerin arandığı, sosyal yaşamın az da olsa sekteye uğradığı, çok düşünüp daha çok yorum yaptığımız günlerdeyiz.
Ramazan'ın kendine has bir havası, eskilerden taşıdığı tatlı bir lezzeti ve elbette dine dayalı bir zenginlik ve derinliği var. Oruç, bütün büyük dinlerde emredilmiş bir nefis terbiyesi.
Allah’la daha çok konuştuğumuz, onu belki de her zamankinden daha çok düşündüğümüz, Ramazan'a ait bir şeyler yapamasak da içinde olmakla bile kendimizi daha iyi hissettiğimiz günlerdeyiz.
Pidelerin güzel kokusunda, birbirinden güzel yemekler ve iftariyeliklerle hazırlanmış iftar sofralarının başında, aile büyükleriyle birlikte akşam ezanını beklemek, biz İstanbullular için, 'İstanbul için iftar vaktidir', duyurusuyla İstanbul’un kim bilir hangi nadide camiinden okunan ezan sesiyle aynı anda bir zeytin tanesine uzanmanın zevkini yaşayacağımız günlerde...
Ramazan ayı mevsim mevsim gezen, her mevsimde farklı zorluk ve güzellikleri beraberinde getiren bir ay aynı zamanda. Her yıl on gün geri gelerek, turunu 33 yılda tamamlıyor. Bugünlerde doğan bir bebek, Ramazan ayının aynı aya geldiğini gördüğünde tam 33 yaşında olacak, muhtemelen de bunu ona büyükleri anlatacak geçen yılların hızının altını çizerken.
Bakara Suresi'nin 185. ayetinde ”Ramazan ayı insanları kurtuluş yoluna götüren, doğruyu yanlıştan ayıran Kur’an’ın indiği aydır” kutsi hadisinden Allah’ın, Ramazan ayına verdiği önem ve değer daha iyi anlaşılmaktadır. Ramazan'ın en büyük özelliği, yüzyıllardır var olan alışkanlıkların ritülellerle zenginleşerek yaşandığı bir ay olmasıdır. Evlerde ve camilerde her gün Kuran’dan yirmişer sayfa okunduğunda Ramazan ayının sonunda Kuran’ın tamamı baştan sona okunmuş ve bitmiş olur. Buna hatim indirmek adı verilir.
Kuran’ın indirilmeye başlandığı gece olarak bilinen Kadir gecesi, Ramazan ayının 27'nci gecesi olarak bilinir. Kuran’da Kadir Gecesi'nin “Bin aydan daha hayırlı” olduğunu haber verilmiştir. Kur’ân-ı Kerim, mesajlarının tamamı ay takvimi esasına göre indirilmiştir.
Peki ay takviminin, bizim kullandığımız takvime göre farkı nedir?
Dünyanın Güneş etrafında bir tam dönüşü, bir güneş yılına denk düşer. Eski dilde buna şemsî yıl denir. Bu süre 365 gün 6 saattir.
Ay, Dünya çevresinde bir dolanımını 29 buçuk günde tamamlar. 29 buçuk 12’yle çarpıldığında 354 güne ulaşılır. Dolayısıyla Güneş takvimi ile Ay seneleri arasında 10.5-11 günlük bir fark oluşur. Hicri yıl, miladi yıldan 10.8752 gün daha kısa olur. Aylar da bazen 29'uncu bazen de 30 gün çeker. Bu sebeple, Ay takvimine göre saptanan Ramazan ve Kurban Bayramları şemsî yılın değişik mevsimlerine ve tarihlerine rastlar. Oruç için, üç yüz elli beş gün olan Ay takvimi esas alınır. Orucun her yıl 10 gün önce gelmesi bu iki takvimin farkından kaynaklanır. Ramazan'ın seyahatleri, bizim her yıl onun gelişini hesaplarken eskileri daha çok düşünmemizi, kendi dünyamızda bizim de küçük bir yolculuğa çıkmamızı sağlar bir bakıma. Hem sosyal hayatta hem de edebiyatta izlerini bulmak mümkündür bu kutsal ayın. Divan Edebiyatı'nın en güzel kasidelerinden bazıları Ramazan ayı için yazılmış ve Ramazaniye olarak edebiyat tarihine geçmiştir.
Osmanlı döneminde direkler arasında yapılan Ramazan eğlenceleri, meddah gösterileri, ortaoyunları ve tabii çocuklar için kurulan Karagöz perdeleri, şerbetçiler, macuncular, lokumcular, pamuk helvacılar; esnafın da halkın da yüzünü güldürmüştür.
Şimdi İstanbul’un bazı semtlerinde bu gelenek canlı tutulmaya devam etmektedir.
Dindar olsak da olmasak da yetiştirilme tarzımız, tarih ve edebiyatımız, çevremizle olan ilişkilerimiz ve aile bağlarımızla Ramazan ayının hepimizdeki yeri ayrıdır. Kimi için geçmişe tatlı bir yolculuk kimi için hayat üstünde biraz daha düşünme sebebi...
On bir ayın sultanı
Haberin Devamı

