Psikopatın olağanı olur mu?
Kitapçının rafında gördüğüm bu kitabın adını okuduğumda aklıma ilk gelen soru bu oldu.
İnsanlar ne kadar ilginç konular üzerinde düşünüp araştırmalar yapmayı ve bunları başkalarıyla paylaşmayı seviyorlar diye de düşündüm.
Farklı bir bakış açısı olmalıydı bu kitabın. Anlatacakları, beni hem ürkütecek hem heyecanlandıracak zaman zaman da korkutacaktı şüphesiz.
Öyle de oldu.
Kitaba başlamadan önce TDK Türkçe sözlükteki psikopat kelimesinin anlamına baktım. Sözlük; psikopatı, ruh veya akıl hastalığına tutulmuş kimse, ruh hastası olarak tanımlıyordu.
Ruh hastası olmanın neresi olağandı peki?
Kitabın yazarı Kevin Dutton, farklı bir bakış açısıyla bu tür insanların beyinlerinin nasıl çalıştığı ve hayata nasıl bir pencereden baktığını farkı örnek ve olaylarla gözler önüne seriyor.
Ön sözde, psikopat olmak için illa birini öldürmenin, şiddet yanlısı olmanın ya da insanların içine farklı şekillerde korku salmanın şart olmadığını savunuyor. İlk insanların korku denen duyguyu yırtıcı hayvanlara karşı geliştirdiğini,bu duyguyla hayatta kalabildiğini ama bugün bu duygunun karşılığında farklı sebepler aramak gerektiğini söylüyor.
Bugünkü insan, çekici, korkusuz ve acımasız olabildiği sürece başarılı da oluyor hayatın karşısında.Başarılı olarak tanımlanan insanların çoğunda, bu özelliklerin var olduğunu savunuyor. Hatta yeni yapılan araştırmaların sonunda her on CEO’dan birinin psikopat olduğu sonucuna varıldığını da sözlerine ekliyor.
Bu hem çok ürkütücü hem de düşündürücü gerçekten.
Seri katillerin veya şiddet eğilimli insanların psikopat tanımına uygun özellikler taşıması bize normal geliyor da herhangi bir holdingi yönetecek esvafta olan; aklıllı,zeki, tahsilli,deneyimli ve öngörüsü gelişmiş kişilerin bu tanımın altında onda bir de olsa yer alması insana tuhaf bir çekince veriyor.
Sırtında akrep taşıyan kurbağa
Yazar bunu günümüz dünyasındaki tehlike ve başarı kavramlarının değişmiş olmasına bağlıyor. Verdiği örneklerde insan doğasında hayatta ayakta kalabilmek için genlerinde bugüne kadar taşıdığı mücadeleci tavrı zaman zaman farklı şekillerde ortaya çıkan bu yönün anlaşılır olduğunu savunuyor. Bunun bir yanlışlık ya da kötülük olmadığını, sadece hayatın mekanizması içinde kendine bir yer bulduğuna inanıyor ve başarılı bir cerrahla seri bir katil arasındaki çizginin aslında çok ince olduğunu söylüyor.
Kitap bir fablla başlıyor: Bir gün, bir akrep su kenarındaki bir kurbağaya kendisini sırtına alıp karşıya geçirmesini rica ediyor. Kurbağa ise, sen akrepsin, istersen beni hemen sokabilirsin, sana nasıl güveneyim, diye soruyor akrebe. Akrepse, ikimiz de karşıya geçmek istiyoruz, isteğim buyken seni neden sokayım, deyince kurbağa akrebi sırtına alıyor, suyun ortasına geldiklerinde ise şiddetli bir acı ve gittikçe yayılan bir sıcaklık hissediyor vücunda. Akrep, haklısın diyor, sonuç ne olursa olsun, birini sokmak benim doğamda var, ben bir akrebim.
İnsanoğlunun içindeki karanlık tarafıyla yüzleştiği; tuhaf, acımasız ama çok farklı bir kitap. Farkındalığın, keskin zekanın ve kararlılığın fazlasının insanı nerelere sürüklediğini dünyadan örneklerle anlatıyor.
Hiç düşünülmemişi düşünen yazarın fikirlerini okurken siz de hiç düşünmediklerinizi düşüneceksiniz.
‘Olağan Psikopatlar'dan hayat dersleri
Haberin Devamı

