Bu kitabı okudunuz mu, bilmem. İnsan kaç yaşında olursa olsun, bu kitabı okuduğunda hayatının muhasebesini yapıyor.
Bu kitap, ben kendimi bildim
bileli vardır.
Onu ilk kez okuduğumda, on altı yaşındaydım.
Bu hafta yeniden okudum.
Kitap, bugüne kadar yirmi altı kez basıldı.
Sebebi de insana kendini anlatması... İnsana, insanı anlatması... Üstelik de bunu küçük bir çocuğun ağzından yapması. Hatta bu Küçük Prens’in kim olduğu konusunda insana aman zaman bir kavram karmaşası yaşatması...
Hayat, kitaplardan öğrenilmez.
Ama hayatı anlamak için, kitap okumak gerekir.
Küçük Prens, hayatın sırrına ermenin insanın kendi farkındalığı ve kararlılığına bağlı olduğunu hayal ürünü bizi gezegenlerde tatlı bir yolculuğa çıkararak anlatıyor.
Kitabın içindeki sembolik kahramanlar, bize içinde yaşadığımız dünya ve önceliklerimiz hakkında ipuçları veriyor.
O kadar sıcak, samimi hakiki, eğlenceli ve güzel ki...
Bir romanın net dilinin ya da bir masalın imkansızlığının ortak bir yaratımı gibi...
Uçağı arızalandığı için çölde onu tamir etmeye çalışan bir pilotla onun zihninde yarattığı hayali bir kahraman olan Küçük Prens’in arasında yaşanan dostluğun güzelliğiyle büyüleniyorsunuz kitabı okurken.
ÇOCUK KİTABI SANILIR
Küçük Prens’in karşılaştığı kişilerin tuhaf ve anlaşılmaz tavırlarını okurken hayatın içinde ne kadar çok tuhaf ve anlaşılmaz insanla karşılaştığınızı düşünerek şaşırıyorsunuz.
Ümidin, güzelliğin, hayal kırıklığının, yeniden başlamanın, bilinmeyenin peşinden gitmenin, birine bağlanmanın, aidiyetin, kibrin, işe bağımlılığın, vazgeçmemenin, hayatı çok da ciddiye
almamanın ama hayatın içinde bir o kadar da ciddiye alınacak küçük ipuçları bularak mutlu olmanın ayrıntılarını anlatıyor.
Hayatın içindeki önceliklerimizin ne olduğu üzerinde bizi tatlı tatlı düşündürüyor. Okurken içimiz sızlıyor, gözlerimiz doluyor, gülümsüyoruz ama en önemlisi düşünüyoruz.
“Gezegenin birinde pancar suratlı bir adam yaşıyor. Hayatında bir tek çiçek koklamamış... Tek bir yıldıza bakmamış... Kimseleri sevmemiş... Hayatında tek yaptığı şey, rakamları toplamak. Bütün gün, senin gibi... ‘Ben çok ciddi bir adamım! Çok ciddi bir adamım ben!’ diye söyleniyor. Bununla da pek şişiniyor. Ama o, adam filen değil, mantarın teki!”
Tanıdık geliyor mu sevgili okurlar?
Zaman zaman etrafta, zaman zaman da aynada rastlıyor musunuz bunları yapan ya da yapmayanlara?
Antoine De Saint-Exupery’nin bu şahane klasiği çocuk kitabı zannedilir.
Ne büyük yanılgı!
İçinizdeki hâlâ bir şeyler öğrenmek isteyen o çocuğa
bir şeyler anlatmanın en güzel yoludur halbuki...
Küçük Prens
Haberin Devamı

