Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Körkütük

Haberin Devamı

Varlığın sorun olmuyor, yokluğun fark etmiyor.’ Aşık bir kadının karşısındaki erkekten duymak isteyeceği en son cümle bu olsa gerek.
Aşk, insanoğlu insan olduğunu fark ettiği günden beri kalbine çöreklenmiş ve binyıllar boyu insanın adeta genlerine sirayet ederek kendini anlattırmayı, söyletmeyi, yaşatmayı başarmış bir durum.

Bütün şarkılar ondan, onun yaşatacağı başka duygulardan söz eder, bütün güçlü romancıların,en sağlam şairlerin kaleminin ucundan önce o dökülür.

Aşık olmadım, diyenlere acır aşk ateşinde yananları anlarız. Aşkımıza kavuşamamışsak bir tarafımız yarım kalır, bazen de ulaştığımızda onun zaten aşk olmadığını anlarız.
Aşka inanmanın, sırf bu inanç yüzünden etkilendiği ilk adamın adını aşk koymanın, onu bu hikayenin baş kahramanı yapmanın, dünyayı onun etrafında döndürmenin, sonra da günü gelince bütün bunları yazanın da yaşayanın da kendisi olduğunu fark etmenin toplamıdır aşk... Güzelliği zaten buradadır.

Olmayanı var saymanın tuhaf ve gizemli yolculuğunda, bütün kuralları koyan ve sonra da bunları büyük bir kararlılık ve rahatlıkla yıkan, istediği hayali yaratıp istediği sürece onun içinde yaşayan, tasarlayan, uygulayan, uman ve tutkuyla bağlanan kişi olmak, muhteşemdir.
İnsan, içindeki tanrısal gücü aşık olduğunda daha çok fark eder. Bütün hikaye, kişinin kendisine yaptığı yolculuk içinde saklı olandır. Baş kahraman karşıdaki değildir aslında, hayata anlam yükleyen, karşısındakine aşk demeyi seçen kişinin kendisidir.

Körkütük, yeni çıkanlar rafında, dünyanın en eski konularından birini, çok yalın, çok sıcak ve tanıdık bir üslupla anlatıyor, aşkı... Tanıdık bir ses var bu satırların gerisinde.

Gerçek bir hikaye anlatılıyor

Merve Küçüksarp, gazetemizin hafta sonu eklerinde röportajları yayımlanmış bir kalem...
Adına ‘Körkütük’ dediği kitabında aşktan körkütük sarhoş olup doğruları önce görmeyen sonra da görmezden gelen, aslında güçlü olan ama güçsüzlüğü bilinçli bir biçimde seçen, yanlışlara bile bile sürüklenen kadınların adına konuşuyor. Üstelik, bunu gerçek bir hikayeden yola çıkarak ya da esinlenerek yazdığı belli. Kitabın en başında Başlamadan Önce adlı bir bölüm var ki okuyucuya çok tanıdık ve çok samimi geliyor. Okuyacağı satırlarda aynısı olmasa bile yazanlara yakın durumları yaşadığından emin, çeviriyor sayfaları:

‘Nereden başlasam ki?
Sahi nereden başlanır? İnsan hatırlarken, anlatırken en başa döner ya;en başı neresidir?İnsanın çığlığıyla başlayan,gün ışığı gibi canlı,fakat zahiri bir devinim içinde kapkara odalar kadar cahilliğimden, dingin sular gibi ermişliğime doğru, bir yolculuk halinde, bir dalga gibi, ardıllarımla omuz omuza, ama yine de yapayalnız giderken, ben nereden başlamıştım kabarıp köpürmeye?’
Kabarıp köpürmeye başladığımız zaman ne zamansa, işte o zaman aşkı daha iyi anlatmaya başlıyoruz galiba. Her yazarın, her şairin, her bestecinin, söz yazarının, yönetmenin, oyuncunun aşkı anlatma biçimi farklıdır, tıpkı yolda yürüyen her insanın bir şoförün, bir sıva ustasının, bir doktorun ya da bir tezgahtarın aşkı anlatma biçiminin farklı oluşu gibi.İnsan sayısı kadardır aşkın tanımı.
Körkütük’ü okuyun, sonra da siz nerede, ne zaman kabarıp köpürmeye başladığınızı düşünün. Ya da önce düşünün, sonra okuyun. Aşk için yeni bir tanım da üretseniz, kendi tanımınızı da tekrar etseniz, o sizin için farklı ve tek olmaya devam edecektir. Önemli olan içine kimi yerleştirdiğinizdir.

DİĞER YENİ YAZILAR