Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Kapalıçarşı kapalı kutu...

Haberin Devamı

Orhan Veli kadar, dili dolandırmayan ama insanı hayatın içinde bir anda dolandırabilen başka şair var mıdır?

Kapalı bir kutunun insan zihninde oluşturacağı merak oyunları müthiştir. İçinde ne olduğunu bilmemenin gizemiyle birazdan açıp bakabilecek olmanın heyecanını aynı anda yaşar insan.
Kapalıçarşı da böyle bir yer...

Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmış bu hazine değerindeki çarşı, yalnızca tarihi olmasıyla değil, pek çok sanatçıya ilham kaynağı olması sebebiyle de gerçekten önemli bir mekan...
30.700 metrekarelik dev çarşının en önemli özelliği gezerken insana her an kaybolacakmış hissini yaşatması ve karşısına büyük ya da küçük bir kapı çıkararak onu şaşırtması...

Fatih zamanında bu kapı sayısı 22 iken sonraları farklı muhitlere doğru ilerleyen çarşının kapı sayısı 66’yı bulmuş.

Hafta sonu oradaydım. Önce sahaflar çarşısına girip kitap alma keyfinden kendimi mahrum bırakmadım. Sonra Fesçiler kapısından içeri girdim. Kapalıçarşı’da kapı isimlerini zamanında loncalar belirlemiş olmalı ki kapı isimleri genellikle meslek sahiplerinden söz ediyor; Fesçiler, Aynacılar, Basmacılar, Halıcılar, İplikçiler, Kürkçüler, Kolancılar, Terlikçiler...
Çarşının bilinen en büyük özelliği içinde binlerce kuyumcu dükkanın olması... Peki ya kapalı kutunun ara sokakları? Bedesten, antika eşyaların satıldığı, gümüşlerin vitrinlerde pırıl pırıl boy gösterdiği küçük dükkanlar? Kocaman camiler, küçük kahvehaneler?
Mahmutpaşa kapısından Mısırçarşısına doğru yürümekte zorlandım. Gelinlikçilerin, ayakkabıcıların, terlikçilerin, çeyizcilerin, sünnet kıyafeti satanların, kocaman han kapılarının önünden yokuş aşağı indikten sonra kendimi Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumlarının o mis gibi kahve kokulu dükkanının önde buldum. Sırtında yük taşıyan hamalların, iş öğrenmeye çalışan çırakların, yüksek sesle pazarlık yapan alıcıların,malını öven satıcıların arasından geçip kendimi Mısırçarşısının serinliğine attım.
Bir gastronomi okulu PANDELİ
Burası, Kaplıçarşı’nın gizemine sırtını tabiata dayayarak gizem katan binlerce bitinin, baharatın, kokunun rahiyasında insanın kendinden geçtiği müthiş bir yer...

Eminönü’ne çıkan kapısının sağ tarafındaki merdivenlere takıldı gözüm. Bu merdivenler, meşhur Pandeli’ye çıkan merdivenlerdi. Niğde doğumlu bir Rum olan Pandeli Çobanoğlu’nun Balkan Savaşı’ndan önce açtığı bu mekan, dünya savaşlarında kapılarını kapamak zorunda kalır. Özellikle 6-7 Eylül olaylarında tahrip edilir. Pandeli bir süre hayata küsse de hayat onun elini tutmaya devam eder. Oğlu Dr. Hristo Çobanoğlu ile birlikte mekanı Galata Köprüsü’nün karşısına taşır. O zamandan beri bu lokanta, adeta bir gastronomi okulu olur. Dünyanın en ünlü starlarını, politikacılarını ve en önemlisi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü defalarca ağırlamış bu mekanda insan, nasıl bir şehirde yaşadığını bir kere daha düşünmekten kendini alamıyor.

Bu sokaklarda dolaşırken o güne kadar görmediğiniz bir kapı, vitrinin bir köşesinde sizi bekleyen, kim bilir kaç güzel kadının parmağında saltanat sürmüş bir yüzük, hiç el değmemiş bir kumaş parçası dikkatinizi çekebilir. Oturduğunuz sandalyeye bu ülkeyi kurtaran adam oturmuş olabilir. Dudağınızın değdiği fincandan o da kahve içmiş olabilir. Ayak izlerinin eskittiği merdivenlerden kim bilir kimler çıkmış olabilir.

İstanbul, bir hazine. Kapalıçarşı ise bu hazinenin sırlar odası adeta... Ve Orhan Veli’nin dizeleri; bu heyecanlı, saltanatlı, hüzünlü ve gizemli dünyayı en iyi anlatan dizelerdir, en önemlisi de düşündüren:

Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,
Sandık odalarında;
Senin de dükkânın öyle kokar işte.
Ablamı tanımazsın,
Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;
Bu teller onun telleri,
Bu duvak onun duvağı işte.
Ya bu camlardaki kadınlar?
Bu mavi mavi,
Bu yeşil yeşil fistanlı...
Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?
Ya şu bembeyaz gömlek?
Onun da bir hikâyesi yok mu?
Kapalı Çarşı deyip de geçme;
Kapalı Çarşı kapalı kutu.
Kutunun kapağını her aralayan onun içinde kendine ait olanı muhakkak bulacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR