Tanıdık bir soru değil mi? Hele de bizim toplum için, dediğinizi duyar gibiyim ama inanın, yanılıyorsunuz. Çünkü neredeyse dünyanın her yerinde evlilik hala kutsal, hala mucizevi ve bereketli bir iş... Olmazsa olmaz yani. Dolayısıyla özellikle otuz yaşına yaklaşmış ya da otuzu geçmiş genç kadınların en çok duyduğu cümle budur diye bir kitaba isim bile olmuş. New York Times’ta şu anda en çok satanlar arasında üstelik!
Kadın ile erkek eşittir, değildir, bunu konuşmaya gerek bile yoktur, tartışmalarını yaptığımız şu gündemi sıcak hatta yakıcı günlerde okunmaya değer kitaplardan bir tanesi... Neden mi?
Bekar kadın her zaman merak konusudur da ondan! Bir kere özgürdür, başı bağlı olmadığı için hayatıyla ilgili tüm kararları kendi verir. Tatil programlarını tek başına yapar, birikimlerinin tamamı kendine aittir ve merak konusudur. Ama en büyük merak konusu, hayatına giren erkeklerin resmi kimliği olmadığı için hiçbir zaman bilinemeyecek olmasıdır.
Kadınları didikleyenler, yine kadınlardır.
Yoksa hala bekar mısın, sorusunun arkasında, sen aslında eziksin, zavallısın, ömür bouy yalnız kalmaya mahkumsun düşüncesiyle, keşke senin yerinde olsam fikri kavga edip durur.
Kadınlar, birbirlerini acıtmayı severler. Mahrum oldukları ne varsa onlara hep başka kadınların sahip olduğunu zannederek bir türlü huzur bulamazlar. Kıskançlık kadına hastır ve min olun sadece bu konuda bile erkekten üstündür. Başarılı, hırslı, hep daha çoğunu isteyen erkeklerin arkasında onlardan daha çok isteyen kadınlar vardır.
Akıllı, zeki Saide’nin öyküsü
Bu kadınların en büyük becerisi de bir erkeğin boyunduruğuna girmişken ve hayatı kaybettiğini düşünürken birden ayılıp aslında gücün kendilerinde olduğunu fark etmeleridir. Bekarlıklarındaki cesaretlerini asla kaybetmemiş sadece kısa süreliğine saklamışlardır, o kadar.
İşte böyle akıllı, zeki ve kendi içinde kavgaları olan Sadie Hallowell’ın hikayesini anlatıyor bu roman. Sadece on bin kişinin yaşadığı Lovett kasabasında, düğün büyük bir olaydır. Büyük şehirlerden düğüne gelen uzaktaki akrabalar ise dedikodu malzemesi olmaktan kaçamazlar.
Sadie, kendisinden küçük kuzeninin düğünü için yıllar sonra, doğduğu kasabayı ziyaret eder. Kasabadakiler için klasik bir fiskos malzemesi olacakken işler değişir çünkü Sadie, otuz üç yaşındadır ve hala bekardır. Bu, kasabalılar için dedikodu değil, çok daha fazlasıdır.
Ancak bilmedikleri bir şey vardır. Sadie, işleri Lovett sakinlerinin bile yetişemeyeceği bir hızda karıştırmaya yetecek potansiyele sahiptir.
Kitabın yazarı Rachel Gibson, ABD’de romantik komedi yazarlarının başında geliyor. Pudra Tozu, İlişki Durumu gibi çok satmış romanların da yazarı... Romantik komediler çok okunuyor ve bu tarz filmler de çok seviliyor. Çünkü orada erkeklerin pek de farkında olmadıkları bir kadın hakimiyeti var.
Hayatın içinde hem romantik hem de komik olan en önemli konu bir kadınla bir erkek arasında adına ne derseniz deyin, o ilişkidir.
İster zevk ister acı versin, mutlaka insanı güldürecek, zamanı gelince üstünde düşünüldüğünde gülümseyerek hatırlanacak bir şeyleri olan yaşanmışlıklardır.
Kadın mı erkek mi, tartışmaları yapılırken kadını, bekar mı ya da evli mi, evliyse kiminle evli bekarsa nasıl bir bekar olduğuna bakarak cevap verilmeli sorulara...
Erkeklere asla sorulmaz bu soru... Neden mi? Birinin hayatını kökten değiştirecek olanlar kadınlardır da ondan!
Kadınlar birbirini acıtması sever
Haberin Devamı

