Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Kadın olmak

Bugünlerde kadın olanlar düşünüyor, şanslı mıyım yoksa değil miyim diye... Ama eminim erkekler, iyi ki kadın değilim, diyorlardır. Bütün bu olup bitenler, bizi aynı konu üzerinde tekrar tekrar düşündürüyor.

Eşinden dayak yiyen kadınlar, hem döverim hem severim, diyen adamların yaptıklarını kader sananlar, bu ülkede okula güvenli bir şekilde gitmesi ve eve dönmesi bile artık lüks sayılanlar, küçük yaşta gelin edilenler, berdellerle kurban olanlar, başlık parasına satılanlar, çocuk doğuranlar...

Bu kadınlar bizim kadınlarımız... Biz bu kadınlarız.

Kadın; anneliğiyle, mücadeleci gücüyle, sabrıyla, temkinli tavırlarıyla, üretkenliğiyle ve yenlikçiliğiyle her zaman Türk toplumu için sapasağlam bir değerken nasıl oldu da ona bakış, kadını anlayış, kadına değer veriş bu kadar farklılaştı, hatta yok oldu?

Kadın olmak, hiçbir zaman bu kadar zor olmamıştı bu milletin tarihinde. Orta Asya’ya bakarsak bir erkek için üç temel değer vardı onu erkek yapan: Atı, silahı, avratı. Ata avlanmak, bir yerden bir yere ulaşabilmek ve etrafı hakkında bilgi sahibi olabilmek, taşımacılık yapabilmek için ihtiyacı vardı. Silah, onun hayatını idame ettirmesi, evine ekmek götürebilmesi için en temel dayanağıydı. Ve avratı vardı.

Haberin Devamı

Soyunu ondan devam ettirdiği başını omzuna yasladığı dayanak, yarınların güvenci, evinin direği karısı... Tek eşi, sırdaşı, yoldaşı...

Önce aşkını kaybetti kadın

Sonra devran değişti; yeni sistemler, yeni bakış açıları geldi ve mertlik bozuldu. Tüfek icat olmuş gibi, geri dönülmez bir yola girdi erkekler. Sonrasında kadın olmak her geçen gün daha karışık, daha zor oldu bu milletin tarihinde. Tek eşli erkeklerin yerini çok eşli adamlar aldı.

Önce aşkını kaybetti kadın, dayanağını, geleceğini, aile bağlarını... Akşamları beklemez oldu, sofranın başında oturmanın güzelliğini, beraber uyumanın hazzını yitirdi. Önce eşini başka kadınlarla paylaşmayı öğrendi, sonra sırasını beklemeyi...

Sonra, çalışmadan, toplum içinde ön plana çıkarılmadan, sorduklarına cevap alamadan yaşamak zorunda bırakıldı. Sosyal güvencesiz, kimsesiz kaldı. Tek güvencesinin imam nikahında biçilen mihir olmasını, alın yazısı sandı. Üç kere tekrarlanan boş ol cümlesiyle sokakta kalmayı öğrendi.

Haberin Devamı

Bu da yetmedi, beğenilmedikçe, sevilmedikçe, değersiz hissettirildikçe daha çok içine döndü, yalnızlığına daha çok gömüldü. Okudu, çalıştı, haklarını aradı, her şey oldu bu memlekette ama asla hak ettiği saygı ve sevginin sahibi olamadı.

Güneş balçıkla sıvanmaz

Neden biliyor musunuz?

Aslında kadının değerinin herkes farkındaydı da ondan!

Şimdi toplumda bir yeri olan ya da olmayan, adı bilenen ya da bilinmeyen, okuma yazması bilen ya da bilmeyen; sanatçı, iş kadını, öğrenci, patron, doktor kim olursa olsun, havaya kalkan bir elin gölgesi altında yaşıyor. Aynı yalnızlık alın yazısı gibi peşini bırakmıyor.

Ya da yalnızca cinsel bir obje oluyor erkek için, faydalanılacak, kullanılıp atılacak... Bir daha yüzüne bakılmayacak...

Eskiden erkeğin can yoldaşı, her şeyi, avratıyken şimdi bugünkü çağda onun en baş düşmanı gibi olan kadın...

Haberin Devamı

Özgecan’ı neden yok ettiler biliyor musunuz? Düşündüklerini, yaptıklarını, hissettiklerini yok edeceklerdi böylece... Pişmanlıklarını, canavarlıklarını,hain planlarını da yok edeceklerdi. O yok olursa hepi yok olacaktı.

Ama güneşi balçıkla sıvayamazsınız, yapılan ayıpları, işlenen günahları genç bir kızın külleriyle rüzgara salamazsınız.

O küller gelir ve bir gün sizi boğar. Çünkü hala “avrat” olduğunu bilen; aklına, bilgisine, görgüsüne, hislerine güvenen nice Özgecan’lar var olacaktır bu topraklarda.

DİĞER YENİ YAZILAR