Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

İstanbullu olmak...

Haberin Devamı

İki hafta önce şahane bir panele katıldım. Konusu “İstanbullu Olmak”tı. Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü son sınıf öğrencilerinin hazırladığı panel İstanbul müzikleriyle başladı. Betül Mardin açılış konuşmasını yapan isimdi. Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’nde 17 yıldır hocalık yapıyor. Türkiye’ye halkla ilişkiler mefhumunu getiren, Türk insanını bu iletişim bilgisiyle tanıştıran ilk isim ve hala tek.

“İstanbullu olmak güzel bir şeydir” dedi Betül Mardin. “Farklıdır da. Elinizle tutamazsınız ama vardır. Büyükbabamın büyükleri 1800’lü yıllarda Mardin’den İstanbul’a gelmiş. Bir diğer tarafım da Kastamonu’dan İstanbul’a göz etmiş. Kastamonu’dan gelen büyük büyükbabam eşekle turşu satarmış. Oğlu ise işi daha çok ilerletip Sultan Ahmet’te turşucu dükkanı açmış. Onun oğlu da şeyhülislam olmuş. Gün gelmiş, karşıya sandalla geçmek yüzünden görevinden azledilmiş. Eskiden ebced hesabıyla tutulurdu akılda tarihler. İki beyit düzülür ve harflerin sayı değerinden beyitte sözü edilen olayın ne zaman gerçekleştiği anlaşılırmış. Dedemin ölüm tarihi ne zamandı diye hesap etmek istediğimizde onunla ilgili beyit gelir aklımıza:

‘Lahana, biber turşusu

İçinde sıçan yavrusu’

Bu beyitten, ebced hesabıyla dedemin ölüm tarihi hemen çıkardı ortaya. İstanbulluysanız, böyle hikayeleriniz olurdu. İstanbullu kendini başkalarından değerli görürdü hiç şüphesiz ama İstanbullu olmanın snobizm içeren bir değer olmaması gerektiğini düşünüyorum.”

Böyle dedi Mardin. İstanbullu olmaya kişisel örneklerle yaklaşmayı seçmişti.

Cazibenin merkezi

Panel, Prof.Dr. Nurhan Atasoy İstanbul’u bir cazibenin merkezi olarak tanımladı. “Padişah bahçelerine has bahçe denirmiş. Avrupa’nın bahçeleriyle kıyaslandığında içinde renk renk çiçeklerin olduğu tüm bahçelerin İstanbul’da olduğu görülür. Bizdeki merak geometrik kesilmiş yeşilliklerden yana değildir. Çiçekler tercih edilir. 17. yüzyıldan sonra İstanbul bahçelerinden gönderilen soğanlar, tohumlar ve fidelerle bu geleneğin Avrupa’ya yayıldığını görüyoruz. O zamanlar İstanbul’a bostancıbaşıların kontrolünde olan kapılardan girilirmiş. Bu kapılardan bir de bugünkü Bostancı köprüsünün olduğu yerdir. 16. yüzyılda bu köprü şehrin sınırıydı. Diğerleri ise Küçükçekmece Köprüsü ve Göksu deresinin olduğu yerlerdedir.”

Neler öğrenmiştim şehrimle ilgili! Üstelik şahane bir ders, bir sohbet tadında edinilen bilgilerdi bunlar!

İstanbullu sayılan üç aile

Sözü Murat Bardakçı aldı. “İstanbullu kime denir derseniz aslında üç aile vardır hakiki İstanbullu olan. Bunlardan biri hanedan ailesidir. Bir diğeri Çelebi ailesi ve üçüncüsü de Mevlana ailesidir. Sonrasında fetihle beraber İstanbul’a yerleşen aileler ve hemen ardından İstanbul’a gelip yerleşenler vardır. Bu üç aile dışında kalanlar aslen İstanbullu sayılmazlar.”

Bugün hâlâ birbirimize aslen nereliniz, diye sormamızın sebebi bu olsa gerek...

Prof.Dr. Arus Yumul, istatistiki bilgilerle yaklaştı İstanbullu olmaya. Yüzde 44’lük bir oran kendini İstanbullu hissediyor, yüzde 45’i hissetmiyormuş. Yüzde 11’lik bir grupsa İstanbullu değilim demeyi tercih ediyormuş. Türkiye Hahambaşılığı Genel Sekreteri Yusuf Altıntaş’ın konuşması yarı bir konferans konusuydu. Çocukluğunun geçtiği Çıksalın semtinin farklı dinere mensup sakinlerinin dostluklarını ve renkli yaşamlarını kendi komşuları ve ailesi üzerinden öykü tadında anlattığı bölüm, birçok dinleyeni ve beni ağlattı.

İstanbullu olmanın nasıl büyük bir gönül işi ve nasıl büyük bir sorumluluk olduğunu bir kere daha düşündüm. Şahane bir şehirde, şahane insanlarla yaşıyoruz...

DİĞER YENİ YAZILAR