Bu akademik yılın başında şahane bir panele katılmıştım. Konusu “İstanbullu Olmak”tı. Betül Mardin açılış konuşmasını yapan isimdi.
“İstanbullu olmak güzel bir şeydir” dedi Betül Mardin. “Farklıdır da. Elinizle tutamazsınız ama vardır. Büyükbabamın büyükleri 1800’lü yıllarda Mardin’den İstanbul’a gelmiş. Bir diğer tarafım da Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş. Kastamonu’dan gelen büyük büyükbabam eşekle turşu satarmış. Oğlu ise işi daha çok ilerletip Sultan Ahmet’te turşucu dükkanı açmış. Onun oğlu da şeyhülislam olmuş. Gün gelmiş, karşıya sandalla geçmek yüzünden görevinden azledilmiş. Eskiden ebced hesabıyla tutulurdu akılda tarihler. Dedemin ölüm tarihi ne zamandı diye hesap etmek istediğimizde onunla ilgili beyit gelir aklımıza:
Lahana, biber turşusu
İçinde sıçan yavrusu
Bu beyitten, ebced hesabıyla dedemin ölüm tarihi hemen çıkardı ortaya. İstanbulluysanız, böyle hikayeleriniz olurdu. İstanbullu kendini başkalarından değerli görürdü hiç şüphesiz ama İstanbullu olmanın snobizm içeren bir değer olmaması gerektiğini düşünüyorum.” Böyle dedi Mardin. İstanbullu olmaya kişisel örneklerle yaklaşmayı seçmişti. Panel, Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un İstanbul‘un payitaht olduğu yıllardaki sosyal yaşamı ile ilgili konuşmasıyla devam etti. İstanbul’u bir cazibenin merkezi olarak tanımladı...
Neler öğrenmiştim şehrimle ilgili! Sözü Murat Bardakçı aldı: “1950’lerin başına kadar İstanbul, tüm güzelliğine rağmen eski ve harap bir şehirdir. Biz şehri ancak 19. asırda fotoğraf Osmanlıya girdikten sonra olduğu gibi görme şansını buluyoruz. Yol, su, elektrik olmayan, toz içinde bir şehir vardır o fotoğraflarda. Yalnızca Pera’da elektrik kullanılmaya başlandığında büyük olay yaşanmıştır. İstanbullu kime denir derseniz aslında üç aile vardır hakiki İstanbullu olan. Bunlardan biri hanedan ailesi. Bir diğeri Çelebi ailesi ve üçüncüsü de Mevlana ailesidir. Fetihle beraber İstanbul’a yerleşen aileler vardır. Bu üç aile dışında kalanlar ise aslen İstanbullu sayılmaz.”
BU MAYIS, ŞEHRİN TADINI ÇIKARIN
Bugün hâlâ birbirimize “Aslen nerelisiniz”, diye sormamızın sebebi bu olsa gerek... Prof.Dr. Özcan Köknel ise İstanbullu olmanın apayrı bir kavram olduğu ve bu şekilde incelenmesi gerektiği üzerinde durdu.
“Eğer İstanbul’da bir yerde olmak sizi mutlu etmiyorsa ya İstanbullu değilsiniz ya da İstanbul sahip olduğu niteliği kaybetmiştir" dediğinde yepyeni bir tartışmanın da kapısını aralamış oldu zihnimde.
Prof.Dr. Arus Yuımul, istatistiki bilgilerle yaklaştı İstanbullu olmaya. İstanbul’da yaşayanların ancak üçte birinin kendine İstanbullu diyebildiğini duyunca çok şaşırdım. Yüzde 11’lik bir grupsa İstanbullu değilim demeyi tercih ediyormuş.
Yusuf Altıntaş’ın konuşması yarı bir konferans konusuydu. Çocukluğunun geçtiği Çıksalın semtinin farklı dinlere mensup sakinlerinin dostluklarını ve renkli yaşamlarını anlattığı bölüm, birçok dinleyeni ve beni ağlattı. İstanbulu olsanız da olmasanız da bu Mayıs, erguvanları kaçırmayın, çıkın Boğaz’a, şehrin tadına varın.
İstanbullu musunuz?
Haberin Devamı

