ızır ve İlyas Peygamberlerin hikayesi bizi bin yıllar evveline taşıyan en güzel hikayelerden biridir.
Kuran-ı Kerim’in Kehf Suresi’nde anlatılanlar, Gılgamış Destanı’ndan veya Hz Musa’nın menkıberinden bildiğimiz, bir Süryani destanında da adı geçen bu ikilinin adlarının diğer isimler halklar arasında çoktan unutulmuşken bin yıllar sonrasında da capcanlı yaşamasının temelinde çok önemli bir sözcük yatmaktadır:
Ümit.
Süryani edebiyatındaki manzum hikayede İskender’in adı geçer. Ölümsüzlük suyu anlamına gelen
ab-ı hayatı bulmak amacıyla yollara düşmüştür, insanların en büyük hayali sonsuza kadar yaşamaktır çünkü.
Bir seyahati sırasında bir olaya şahit olur ve o anda her şey değişir. Bir aşçı tuzlu bir balığı yıkarken balık aniden canlanır ve aşçının elinden kaçıp gider. Peşinden giden biri, balığı yakalayamasa da ölümsüzlük suyuna ulaşır ve ölümsüzlüğe kavuşur. İskender bu sebeple yollara düşer, kaynağı yıllarca arar, ama asla bulamaz. Hızır ve İlyas Peygamberler de tıpkı İskender gibi bu suyun peşine düşerler ve rivayete göre ab-ı hayatı bulur, ondan kana kana içerler ve ölümsüzlüğe kavuşurlar. Bu üç adamın masalsı hikayesinin ümitle ne ilgisi var, demeyin. O günden beri, Hızır karada, İlyas da denizde başı dara düşenlerin yarımına koşarlar ve senede yalnızca bir tek gün bir araya gelerek insanların dileklerini gerçekleştirmek için beraber çalışırlar.
5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, biz uyurken onlar evlerimizin kapısında, penceresinde dolanırlar , gül dalına astığımız dileklerin gerçek olması için sabaha kadar dilekleri toplarlar...
Hızır ve İlyas yani Hıdrellez...
Bu hikayeleri ilk defa üniversitedeyken Halk Edebiyatı hocamız Aydın Oy’dan dinlemiştim. O zaman kulağımda yalnızca okul bilgisi olarak kalan bu hikaye, yaşım ilerledikçe bilinmeyenin büyüsünde daha anlamlı bir hal aldı.
Dilekte bulunmanın, bilinmeyeni bilmek için uğraşmanın, yarınların ne sakladığından habersiz olan zihnimizin kapılarını çocukça bir heyecanla açmanın ve ümit etmenin güzelliği tartışılmaz.
Baharın kendini tam olarak gösterdiği, ayların en güzeli mayısın gelip baş köşeye kurulduğu, etrafı mis gibi gül kokularının sardığı, tabiatın yeşerdiği şu günlerin asıl hikayesini, karada ve denizde var olan bu peygamberlerin bereketine bağlasak, dilek dilesek, ümit etsek ne olur ki?..
Hızır ve İlyas’ın buluştukları 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, tabiatın yeniden hayat bulduğu, canlandığı gecedir. Bu gece, için köylü kentli hemen herkes dileğini bir kağıda yazar, kağıdı katlar, küçük bir kesenin içine koyar ve gül dalına bağlar. Sabah da ezan saatinden sonra dileğini astığı yerden alır bir dahaki yıla kadar saklar, dilek gerçekleşmişse kağıdı suya atar, gerçekleşmemişse aynı dilekleri bir daha başka kağıtlara yazar, ta ki o dilekler gerçekleşinceye kadar...
Şehir insanları dileklerini asacak gül dalını nerede bulacaklar demeyin, dileklerinizi balkonunuzdaki saksılarda açan çiçeklerin dallarına bağlayın.
Efsane gerçek oluyorsa dileklerin nereye asıldığının bir önemi var mıdır ki? Önemli olan niyettir.
Bugün 5 Mayıs, unutmayın...
Hızır ve İlyas
Haberin Devamı

