Biz küçükken sinema sanatçılarının, müzisyenlerin, şarkı söyleyenlerinin özel hayatlarını bilmek asla mümkün değildi. Çünkü bu seçkin kişilerin, söz konusu özel hayatları olduğunda bizden hiçbir farkları yoktu. Hem ulaşılmaz derecede büyülü, gizemli ve değerli hem de bir kadar tanıdık, yakın ve bizdendiler.
Bugünün gereksiz merakları, takipleri, acımasız yorumları ya da yargılamalarının hiçbiri yoktu. O zamanın en ünlü dergi ve gazetelerinde kullanılan üslup bile daha hassas ve özenliydi.
Bazı sanatçıları sadece işleriyle bilirdik. Kemal Sunal da bu sanatçılarımızdan biriydi. Samimi ve sıcacık gülüşü, masumiyeti, toplumun her devirde ve değişiklikte nabzını tutmayı başaran tiplemeleriyle bize sinemanın bin bir yüzünü göstermeyi başarmış bir sanatçıydı. Bazı sanatçılar hiç ölmez. Adile Naşit, Hulusi Kentmen, NubarTerziyan,Neriman Köksal bu isimlerden birkaçıdır, ama ölümün hiç kondurulamayacağı belki de tek isimdir Kemal Sunal... Eşi Gül Sunal, bizim o dokunmaya çekindiğimiz kelebek kanatlarını; tüm işlemeleri, renkleri ve ayrıntılarıyla kaleme alarak bizi Kemal Abi’yle yeniden bir araya getirmeyi seçmiş. Ne iyi yapmış!
Hayatın bir sanatçı için hele bu ülkede ne kadar zor olduğunu, bir aile kurmanın, baba olmanın, işine sahip çıkmanın ve bütün bunları saygı, sevgi ve nezaketle yapmanın ne kadar önemli meziyetler olduğunu bize Kemal Abi’yle anlatmış.
Hem Kemal Sunal’ı anlatmış bize hem de onun hayatının ayrıntıları üzerinden, toplumun her geçen yıl nasıl değiştiğini anlamamızı sağlamış.
Seven ve özleyen ama o hiç ölmemiş olduğu noktasından asla ayrılmadan yaşayan bir eş ve çocuklarını da o çizgi ve inançta yetiştirmeyi ve yaşatmayı başarmış bir anne olarak yazmış kitabı.
En zor durumlarda, bi kahve yap da içelim, diyerek onu anladığını gösteren ve artık fiziken yanında olmasa da ruhen ve aklen hala onunla olan eşini anlatmış bize?
Evliliğin, bir zamanların flört ilişkilerinin, aile bağlarının, dostlukların, hayata bakışın tatlı, sıcak, samimi ve dürüst olduğu zamanları bir kuşağa hatırlatmış, bir başkasına anlatmış.
Sevdiği kızı belki de göremeyeceğini bile bile her hafta sonunu İstanbul’dan Ankara’ya giderek yaşamayı seçen, oğlu Ali Sunal’ı, hiç delik yanaklı bebek görmemiştim, diyerek bağrına basan, filmlerin izlenmediği, sinemaların bomboş olduğu dönemde reklam filmlerinde asla oynamayan, yapacağım son iş olur, deyip son işi olarak bir reklam filmi çeken dev adamın sıcak, hüzünlü, sevinçli, mutlu ama her şeyden önemlisi aynı yastığa baş koyduğu sevdiğinin dilinden anlatılan sahici hikayesi var bu kitapta?
Gül Sunal’ın kalemindeki gizli yeteneği görmemek mümkün değil? O zaman şunu düşünmeden edemiyor insan: Bir insan, diğerini boşuna bulmuyor hayatta! Boşuna rastlamıyor kendine benzeyene? Hem hiç benzemiyor gibi görünüp hem de özünde aynı hamurdan olanlar buluyor birbirini sanki? Gül Sunal’ın geçmişe kendi kendine yaptığı yolculuktan bizim için kitaba taşıdıklarına baktığınızda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bazı evlilikler onlarca yıl sürer, geriye bu yazılanlarla eş değer hiçbir şey kalmayabilir. Bazılarıysa hayat yüzünden belki de daha kısa sürede sona erer ama birikenler, yıllar sonra bile anlatılmaya değer?
Siz de Gül ve Kemal Sunal’ın hikayesini okurken onlara bir kahveyle eşlik edebilirsiniz. Kemal Abi nasıl olsa buradayken?
Evlerinin kapısını tüm hayranlarına açtı
Haberin Devamı

