Elif Şafak, son kitabıyla beni yeniden bir masal yolculuğuna çıkardı. Yazarlık böyle bir şey galiba... Herkesin bildiği, gördüğü, öğrendiği ya da düşünebildiği ayrıntıları, olayları, gerçekleri kimseye benzemeden anlatabilmek demek... Ya da belki de hayata başka bir gözle bakma yetisine sahip olmak demek...
Elif Şafak’ta ikisi de var. O, hem kimsenin görmediğini görüp düşünmediğini düşünüyor hem de bunları kimseye benzemeyen bir dille anlatıyor. Bu sebeple onun her kitabını satır satır, sindire sindire okuyorum. Her cümlesinde farklı bir tat ve renk saklı olduğunu görüyorum her seferinde. Hem tanıdık hem bir o kadar yabancı, hem aslında bildiğim hem de hiç bilmediğim ayrıntıları fark ediyorum.
İnsanın kaybolduğu bir yerden bildiği bir meydana çıkması kadar ferahlatıcı ya da bildiği ara sokaklarda kaybolması kadar şaşırtıcı bir iniş çıkışı var üslubunun... İnsan, hem korkuyor hem seviniyor; hem merak ediyor hem buluyor aradığını onu okurken. Bu, Elif Şafak’ın bütün kitaplarında hissettiğim duygu... Beni sayfalara kopmayan ipek bağlarla bağlıyor, ince ama sıkı... “Ustam ve Ben” filbaz Cihan’la Mimar Sinan’ın hikayesi...
Yine mi on altıncı yüzyıl, demeyin. Bu sefer ekranlardan ya da tarih kitaplarından çok farklı bir hayal dünyasıyla yoğrulmuş bir hikayeyle karşılaşıyorsunuz. Hem gerçek olan bir hikayenin asıl kahramanlarıyla yüzleşiyor hem de yazarın kendi dünyasında yarattığı hayali kahramanların peşine düşüyorsunuz.
Kitaptaki olaylar birbiri arkasına dizildikçe yumuşak, düşündürücü ama bir o kadar da heyecan verici noktalara ulaşıyorsunuz. İnsanları yaşadıkları mekan, zaman, toplum ve alışkanlıkların nasıl şekillendirdiği, hayatın getirilerine ya da götürülerine yaşadıkları yer, zaman ve zeminle nasıl boyun eğdiklerini, hayatı nasıl olduğu gibi kabul ettiklerini görüyorsunuz.
Hayat kadar ölümü de aynı rahatlıkla kabul edişleri, sonsuz tevekkülleri, bilinmeyenin garip ürkütücülüğünde nasıl kayboldukları, ümidin elini nasıl bırakmadıkları farklı küçük olaylar örgüsünün satırlarına sıkışmış yine... Elif Şafak her bitişi bir son olarak gördüğünü söylüyor ve yazmayı bitirdiği her kitapta kahramanlarından sancılı bir biçimde ayrıldığını söylüyor röportajlarında. Onu okurken ben de aynı hisse kapılıyorum. Bir yandan hızlıca kitabın sonuna varmak istiyor, bir yandan da o tatlı masal hiç bitmesin istediğim için onu okurken ağırdan alıyorum. Bu kadının kaleminde bana uyan, benim gönül telimi titreten, bana tanıdık gelen, beni duygulandırıp düşündüren başka bir renk, başka bir iz var sanki. Çok konuşmayan ama çok yazan bir kadın Elif Şafak... Sayıca değil ama derinlikçe çok olan bir ifadesi var. Türk edebiyatının son dönemdeki en başarılı kadın yazarı odur diyebiliriz. Çünkü farklı... Ve bu fark, hem sakin hem asi; hem bilinmez hem de tanıdık bir fark... Ustam ve Ben’i yavaş yavaş okuyun. Romandaki masal tadı hiç bitmiyor.
Elif Şafak’la yeniden...
Haberin Devamı

